cnc, istanbul, torna, işleme merkezi


Tomb Raider: Legend

Yazar ahmetodabasoglu

Her türlü güncel ve genel bilgi rafist.com

Güzeller güzeli Lara ile ilk buluşmamız 1996 yılında, ben babamın beşiğini tıngır mıngır sallar ikendi. Sürükleyip götürücü bir oyun olduğunu bilsem oynamaya kalkışır mıydım hiç, sırf ismi tuhaf diye gelmişti ellerime. Ardından, bir yıl sonra, sürükleyici hikâye bizi daha da içine aldı ve sonunu görmeden bırakmak istemeyeceğimiz bir maceraya daldırdı. Tomb Raider 1, Tomb Raider 2, ve 1998 yılında bir oyun daha: Tomb Raider 3. Lara’nın her yıl kısa oyunlarla evimize konuk olmasına alışmıştık bir kere, 1999’da ve 2000’de gelen Tomb Raider: The Last Revelation ve Tomb Raider: Chronicles ile bu alışkanlığı pekiştirdik. Ancak, ne olduysa ondan sonra oldu ve üç yıl boyunca Lara’dan uzak kaldık. Yapımcı firmanın da değişmesiyle oyunda bir gerileme, bir beğenilmeme durumu söz konusu oldu, üç yıl aradan sonra da The Angel of Darkness oyunuyla bu eksiklik açıkça hissedilmeye devam etti. Şimdi yıl 2006 ve son oyunun üzerinden yine üç yıl geçmiş durumda. Eidos’un hatasını anlamasıyla yapımcı firmayı tekrar değiştirmesinin ve bu görevi Crystal Dynamics’e vermesinin ardından serîde bir toparlanma söz konusu olacak mıydı? E3 2005’te gösterilen videolara ve verilen bilgilere göre Lara’nın fiziği dışında oyunda hiçbir yenilik ve güzellik bulunmayacaktı, oyunda “güzel dudaklar boş bulmacalar” dışında hiçbir şey olmayacaktı. Hayır, öyle olmadı.

Geçtiğimiz ay “en başarılı kadın oyun karakteri” olarak Guinness Rekorlar Kitabı’na giren Lara Croft, aslında o kadar da güzel değildi zamanında. Ancak, gelişen teknoloji ve tasarım gücü ile serînin yedinci oyununda deliler gibi güzelleşmiş bulunuyor. Özellikle oyunun üçüncü bölümünde, Japonya’da, Lara’yı izlemekten görevleri yapamama gibi bir durum söz konusu oluyor. Dudakları zenci dudağına benzemese ve suratının şekli oval olmasa, ikinci bölümde gördüğümüz çocukluk dönemi Oliver Twist’in kız versiyonuna benzemese hakkında çok daha güzel izlenimlere sahip olacaktık fakat ne yapalım, kader.

Bildiğiniz üzere Lara, maceradan maceraya koşar iken sürekli bir araştırma içindedir ve bu araştırmalar yüzünden de yolu bol bol farklı ülkelere, farklı kıtalara düşer. Tomb Raider: Legend’da da aynı durum söz konusu ve her bölümde mekân değiştirmek durumunda kalıyoruz. Bolivia, Peru, Japonya, Gana, İngiltere, Nepal ve Kazakistan derken sekiz bölümlük kısacık oyun sırasında bir dünya turu atmış oluyoruz. Tüm bu ülkeler dışında uğradığımız bir yer var ki, mekânların en yücesi, en rahatı: Croft Malikânesi. Malikânemizde, camekan bir odada bulunan bilgisayar mühendisi yardımcımız, uşağımız ve başka bir yardımcımız bulunuyor. Bu tiplerden en önemli karakter kuşkusuz mühendis olanı, çünkü adam bütün maceralarımızda mikrofonla bize komut ve fikir veriyor, kendimizi yalnız hissetmemizi engelliyor. Ayrıca, malikânede oyunun başında giremediğimiz oda ve bölmeler de bulunuyor. Buralara oyunda ilerledikçe ve kilitli noktaları açtıkça girebiliyor, oyunun zevkine ve içeriğine kendimizi kaptırabiliyoruz.

Daha önceki oyunlarda olduğu gibi Legend’da da renk olsun diye mekânlara gizli kartlar yerleştirilmiş. Hemen hemen her bölümde on bronz, beş gümüş, bir de altın kart bulunuyor. Bu kartları toplayıp da ne yapacağız derseniz, tabiî ki çoluk çocuğun karnını doyurmayacaksınız. Oyunda, “extras” ismini alan bir bölüm var bu bölümde kartlar sayesinde ve ilerlenen bölümler sayesinde açılan videolar, kıyafetler, Lara profilleri vs. bulunuyor. Kartlar ile bu eklentileri açabilecek, malikânenizin hacmini büyütebileceksiniz.

Son bölüm boss canavarı barındırdığı için yedi bölüm olarak da anabileceğimiz kısacık Legend oyunumuz içerisinde, uzunluğuyla ters orantılı derecede aksiyona giriyor, değişikliklere uğruyoruz. Her an, her dakika değişik bir mekânda ve değişik bir atmosferde, değişik bulmaca ve sorunlarla karşılaşıyoruz. Kâh su altına giriyoruz, kâh kurak ortamlarda dağ bayır dolaşıyoruz, kâh karlar altında kalıp kâh metropollerde, apartman tepelerinde dolaşıyoruz. Bu derece geniş oynanış mekânları barındıran bir oyun için de “çok kısa” diye yakınmak biraz akla ziyan oluyor. Uzun olsaydı, “bir süre sonra tek düzeleşiyor, bulmacalar hep aynı geyiklerden oluşuyor” gibi sözlerle oyunu olumsuz eleştirmeye başlayabilirdik. Ne demişler, her şeyin fazlası zarar. Bu konu hakkında bir söz daha vardı ama onu yazmaya içim el vermiyor.

Tomb Raider: Legend, serîsinin önceki oyunları gibi aksiyon-macera türünde hazırlanmış ve duruma göre bazen aksiyona girip silahları konuşturuyoruz, bazense sessiz sakin ortamlarda beynimizi konuşturuyoruz. Silah konusunda oyunda önceki oyunlardan değişik bir şey yok, bildiğimiz klasik çift tabancamız, taramalımız ve pompalımız duruyor, ayrıca bomba da kullanabiliyoruz. Zaten, Tomb Raider’da silahların arasında fazla bir fark olmuyor, hedefi tutturmayı bildiğimiz sürece tüm düşmanları kolayca haklayabiliyoruz. Z tuşunu kullanarak, daha iyi nişan alabiliyoruz. Oyundaki “her bölüm başında zorluk derecesi seçme” olayı sayesinde bölümlerin zoruluğuna göre siz de seviyenizi seçebilirsiniz, böylece oyundan alacağınız zevk seviyesini de her zaman üst düzeyde tutmayı başarabilirsiniz. Şayet kolayda oynayacak olursanız oyun hem olduğundan da kısa, hem de aşırı derecede kolay gelir ve neredeyse hiç ölmeden tüm bölümleri tamamlayabilirsiniz. Onun için, size önerim zor bölümleri orta seviyede, orta seviyedeki ve kolay seviyedeki bölümleri de zor seviyede oynamanız.

Bulmacalar konusunda yapımcılar fazla ayrıntıya inmemeye dikkat etmiş olacaklar ki, alıştığımız macera oyunlarının aksine kolay çözülebilir ve aksiyonun saatlerce kesilmesine yol açmayan bulmacalar hazırlanmış. Tam çözümlere, arkadaş yardımlarına gerek kalmadan her bulmacayı kolayca çözüp yolumuza devam edebiliyoruz. Ancak, her ne kadar basit desek de, kuruluşları ve tasarımları itibariyle bulmacalar yine de damakta tad bırakıcı nitelikte olmuş. Ordan burdan taş taşıma, platformların üzerine koyma gibi ayak işleri olmasa çok daha mutlu olabilirdik, ara ara sıkılmazdık ancak böyle bir oyunda kuşkusuz bunlar da gerekli.

Akrobasi konusunda Lara yine her zamanki gibi formunda. Sırtüstü yuvarlanma, yana ateş ederek zıplama, kurbağalama yüzme, hızlı yüzme, saçmasapan taklalar atarak zıplama, ölürken bacak bacak üstüne atma… Bölümlere göre farklılık gösteren birçok eşya ile de her duruma karşı bir çözümü ve kurtuluş yolu var. Uzakta kalan hedeflere tutunmamızı sağlayan zincirimiz, dürbünümüz, karanlıkta kaldığımızda kullandığımız ışığımız, üzerimizde kamera, mikrofon gibi eşyalar… Müfettiş Gadget’ın kadın versiyonu gibiyiz bir bakıma. Yeni yapımcılarımız kontroller konusundaki mevcut sorunları da giderip bizlere rahat bir oynanış sağlayınca, Lara’yı yönlendirmek tadından yenmez bir hâl alıyor. Kontroller iyi düzenlendiği için, oyunu gamepad yerine klavye-fare ayrılmaz ikilisiyle oynamanızı öneririm, özellikle direklerden direklere atlama durumlarında fareyi kullanmak şart oluyor. Yoksa, ölürsünüz… 666…

Macera oyunlarında, sırf oyun güzelleşsin diye veya ayrıntılı olsun diye, birçok saçmalık olur. Örneğin düşmalarımızın mekânlarında bulmacalar çözer dururuz. Madem düşmanız, neden adamlar bizi direkt kurtuluşsuz tuzağa düşürmek yerine her zaman bir püf noktası bırakıyorlar? Tamam, cevabı biliyorum oyun olsun diye ama yine de değinmeden geçmek istemedim. Tomb Raider: Legend’da da bu tip saçmalıklar mevcut. Aksiyon olarak da Rambo kesildiğimiz dakikalar, Cüneyt Arkın’ı andırdığımız bölümler var. Lara’dan başka kim bir helikopterin çökertmeye çalıştığı köprüden kurtulup on beş tane tam donanımlı askeri öldürebilir? Helikopter neden köprüyle uğraşmak yerine Lara’yı ortadan kaldırmıyor? Ayrıca, “öldürmek” konusunda da ciddi sorunlar var. Kafasına sıkılan tek kurşunla ölmesi gereken leoparlar şarjörlerinizi bitirseniz de ölmeyebiliyorlar. Aynı zamanda, yine aynı leoparlar iki santimetrelik yüksekliklere bile çıkamıyorlar. Leoparların zıplama yeteneklerinin olmadığını bilmiyordum.

Kan ve şiddet içeriyor diye “teen” damgası yiyen TR: Legend’ın grafikleri, şu ana kadar oyun hakkında bahsettiğimiz tüm olumlu yönlerin aksine pek fazla geliştirilmemiş durumda. Yeterli değil demiyorum, ancak daha iyi olabilirdi. Özellikle son E3’te izlediklerimizden sonra TR: Legend’ı oynadığınızda kendinizi eski Lara Croft oyunlarında zannedebilirsiniz. Lara’nın fiziği dışında ve her zamanki etkileyici doğa manzaraları, çevre modellemeleri dışında grafik konusunda fazla övülecek bir yan yok. Tüm kadın karakterlerin çene yapısının Lara’nınkine benzemesine ne dersiniz? Peki ya seslendirmeleri? Yine, tüm kadın karakterlerin (çok var sanki) sesleri birbirine benzese de, seslendirmeleri ve diğer ses efektlerini eleştirmek doğru olmaz. Uzun süreli ara videolarda, müzik eşliğinde izlediğimiz diyalog ve monologlar oldukça duygu yüklü ve bağlayıcı hazırlanmış. Ses efektleri de, her madde ve eşyanın kendine has ve uyumlu seslere sahip olması dolayısıyla tatmin edici. “Aha ne güzel müzikmiş bir yerden bulayım” diyecek olma ihtimaliniz çok düşük olsa da, Legend’ın müzikleri de ufak bir övgüyü hak ediyor. Her video ve mekân girişlerinde manzara izlenirken çalan hafif müzikler kuşkusuz atmosferi tamamlayan en önemli ögeler.

Eskisinden daha güzel bir Lara ile, son oyunlardan daha zevkli bir Tomb Raider oyunu oynamak hiç şüphe yok ki her aksiyon ve macera oyuncusunu mutlu edecektir. Kısa olmasını dert etmeyin, unutmayın ki en güzel hikâyeler kısa olanlardır.

Bu yazı toplamda 1907, bugün ise 3 kez görüntülenmiş

Share
Ev ve İş Telefonu Başvurusu Yapmak İçin; Buraya tıklayınız...

CommentYorum