cnc, istanbul, torna, işleme merkezi


Bozgunlar Ve Nizamı Cedit

Yazar jawscod2 | 20.03.2008 | Kategori Tarih

Rusya ile 1768-1774 savaşı, Osmanlı Devleti’nin hayatında bir dönüm noktasıdır. Zira ilk defa olarak bir devlete yenilecektir. Birinci sebep, ordunun tamamen bozulması, yeniçeri ocaklarının kaldırım kabadayıları haline gelmeleri, bu disiplinsiz sürünün savaşta hiçbir işe yaramamasıdır. Mora’ya çıkan düşmanı bertaraf eden Türkler( 1770 baharı), Kartal Muharebesi’nde (1 Ağustos 1770) bozuldukları gibi, Çeşme’de Türk Donanması’da ağır zayiata uğradı (6/7 Temmuz 1771). III. Mustafa kahrolarak öldü. 1770 yılı ortalarından itibaren artık Türkiye, dünyanın birinci devleti değildi. İngiltere, Fransa ve Rusya’nın Türkiye’den güçlü oldukları ortaya çıkmıştı. Kaynarca Anlaşması (21 Temmuz 1774) harbe son verdi. Kırım’a güyâ istiklal verildi. Bazı bağlarla Türkiye’ye bağlı olmakta devam ediyor, gerçekte Rus nüfuzuna düşüyordu. Karadeniz artık Türk gölü değil, Rusya ile ortaklaşa kullanılacak bir denizdi. Kırım dışında Osmanlı Devleti mühim bir toprak kaybına uğramıyordu. Fakat prestij kaybı çok büyüktü. devamı »

Bu yazı toplamda 1497, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Share

ORHAN GAZI DÖNEMI

Yazar jawscod2 | 20.03.2008 | Kategori Tarih

Osman Bey’in, yigit ve bahadir oglu Orhan Gazi, Osmanli tahtina geçip oturdugu zaman, ne yaptigini ve ne yapmasi gerektigini iyi bilen bir kimse idi. Gazi, Sucau’d-dünya ve’d-din, Ihtiyaru’d-din ve Seyfu’d-din gibi ünvanlara sahip olan Orhan, babasinin suurlu politikasini devrine ve yerine göre hem kiliç, hem de ideoloji sahasinda devam ettirmek kararinda idi.

Dedesi Ertugrul Gazi’nin vefat ettigi 680 (1281-1282) senesinde dünyaya gelen Orhan Bey’i, 1324 yilindan itibaren hükümdar kabul etmek mümkündür. Tahta cülûsu esnasinda bir sehzadesi dünyaya gelen Orhan Bey’in bu ogluna, kutlu ve mübarek olmasi için “Murad” adi verilir.
devamı »

Bu yazı toplamda 3425, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Share

I. MURAD (DÖNEMI)

Yazar jawscod2 | 20.03.2008 | Kategori Tarih

Osmanli Devleti’nin üç büyük kurucusundan biri olan I. Murad, kanun ve nizamlara saygili, teskilatçi ve komutanlik özelliklerini tasiyan bir hükümdardi. Az ve öz konusan padisahin, iyiliksever ve merhametli bir kisiligi oldugu için kendisine “Hüdâvendigâr” lakabi verilmisti.

Osmanli tarihinde Murad Hüdâvendigâr ve Gâzi Hünkâr adlari ile anilip söhret kazanan bu hükümdar, Orhan Gazi’nin 6 oglundan yas itibari ile dördüncüsüdür. Latin kaynaklarinda Amurad adi ile anilir.

Annesi, Yarhisar tekfurunun kizi Nilüfer Hatun’dur. Daha önce de belirtildigine göre dogumu 1326 senesidir. Ana bir kardesi olan Süleyman Pasa’nin ölümü üzerine o tarihlerde 36 veya 37 yaslarinda bulunan Murad, ahiler ve komutanlarin karari ile Bursa’ya davet edilerek hükümdar ilan edilmistir. Bazi kitâbe ve eserlerde “Meliku’l-Âdil el-Gâzi es-Sultan Giyasu’d-Dünya ve’d-Din Ebu’l-Feth, Sihabu’d-Din” gibi ünvanlari tasidigi da görülmektedir.
devamı »

Bu yazı toplamda 7527, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Share

Süleyman Çelebi dönemi ve sehzadeler

Yazar jawscod2 | 20.03.2008 | Kategori Tarih

I. MEHMED

Osmanli sultanlari içinde “Mehmed” adini tasiyan ilk hükümdar olan Çelebi Sultan Mehmed’in gerek dogumu, gerekse Yildirim Bâyezid’in kaçinci oglu oldugu hakkinda farkli görüsler bulunmaktadir.

“Nizâm-i âlem” için, kardesi Musa Çelebi’yi de bertarafedip 1413 yilinda Edirne’de tek basina tahta geçip idareyi ele aldigi zaman Osmanli ülkesinde genel bir sevinç ve memnuniyet havasi esmeye basladi. Özellikle ordu, büyük bir cosku ile onu alkislamaktan geri kalmadi. Çünkü o, kardesleri arasinda moral ve fizikî nitelikleri bakimindan en çok dikkat çekeni idi. Hemen hemen bütün beden eksersizlerinde maharetli olusu, güzelligi, gönül yüceligi, düsünce çekiciligi ile hem beden gücü hem de huy güzelligini belirten Güresçi Çelebi ünvanini almisti. Organlari birbirine mütenasib olarak uygundu. Halk tarafindan kendisine pehlivan lakabi takilmisti. Teni pembeye yakin beyazlikta idi. Gözleri ve kaslari kara idi. Uzun boylu, gür sakalli ve sik biyikli olmakla birlikte seklen zarifti. Alni açik, çenesi yuvarlak, gögsü genis, kollan uzundu. Kartal bakisli, arslan güçlü idi. Atalarindan farkli bir sekilde basina tülbent sarardi. Basinin etrafina kat kat sarilan bez, birçok çikintilar teskil ederek sirmali külahinin ucundan baska yerini göstermezdi. Kendisinden önceki hükümdarlarin kaftanlarina uygun bir sekilde biçilmis olan kaftanina, astar yerine baska bir renkle samur kaplanmis ve etrafina kürk dürülmüstü.
devamı »

Bu yazı toplamda 1575, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Share

II. Bayezid

Yazar jawscod2 | 20.03.2008 | Kategori Tarih

Modon fetihnâmesinde, “Emiru’l-Mü’minîn Sultanu’l-Guzat ve’l-Mücahidîn Nâsiru’s-Seriat ve’l-Milleti ve’d-Din Giyâsu’l-Islâm ve Muinu’l-Müslimîn Sultan Bâyezid diye anilan Sultan II. Bâyezid, 85l (l447) yilinda Dimetoka’da dogdu. II. Bâyezid, Fâtih Sultan Mehmed’in, Gülbahar Hatun’dan dogan büyük ogludur. Yedi yasinda iken Amasya sancakbeyligine gönderildi. Sultan II. Bâyezid’in zamani, gerek Osmanli cografyasi, gerekse ekonomik hayati bakimindan istikrarli ve emniyetli bir devir idi. Gerek bu gerekse ve daha önceki dönemlerde yenilmeye degil, genellikle yenmeye alismis bir kütle psikolojisi için, hududlardan sadece zafer sesleri degil, refah ve bolluk da beraber girmekte bulunuyordu.
devamı »

Bu yazı toplamda 1694, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Share

Yavuz Sultan Selim

Yazar jawscod2 | 20.03.2008 | Kategori Tarih

Kaynaklarin, ortaboylu, toparlak ve kirmiziya çalan beyaz yüzlü, çatik kasli, beyaz disli, omuzlari ile gögüs arasi açik, sakalsiz, pala biyikli, sert bakisli, cesur, gayretli, çok mahir bir avci, harp sanatinda emsalsiz bir komutan olarak bildirdikleri Yavuz Sultan Selim, âlim ve edipleri seven, Sark dillerinden Arapça ve bilhassa Farsça’ya tam manasi ile vâkif bir hükümdar idi. Kendi el yazisi ile olan Farsça manzumeleri, Topkapi Sarayi Müzesi Arsivi’nde bulunmaktadirlar. Yavuz Sultan Selim, hem Farsça hem de Türkçe siir söyleyebiliyordu. Farsça olan Divân’i l306 yilinda Istanbul’da basilmis olup, l904 tarihinde de Alman Imparatoru Wilhelm II.’nin emri ile Paul Horn tarafindan Berlin’de yeniden nesredilmistir. Trabzon’daki valiliginden itibaren meclisinde sairleri bulundurmayi aliskanlik haline getirmisti. Câfer Çelebi, Ahi ve Revânî, onun meclisinin müdavimleri idiler. Siyer ve Tarih ilminde epey mütalaasi oldugundan bu konuda mahir bir sahsiyet olarak kendisinden söz edilmektedir. Bos zamanlarini âlim ve ediplerin meclislerinde geçirmekten hoslanirdi. Ilmi sever ve ülemaya hürmet ederdi. Tarih, felsefe ve tasavvuf sahalarinda genis bir bilgisi vardi. Özellike edebî bir lisanla ve pek muglak olan “Tarih-i Vassaf”i çokça mütalaa ederdi ki bu, onun ilimdeki yüksek vukufunu göstermektedir. Hazarda olsun seferde olsun, vakit buldukça ilmî mütalaalar ile mesgul olurdu. Nitekim, Misir’dan Istanbul’a gelinceye kadar Ibn Tagriberdî’nin “en-Nücûmu’z-Zâhire” adli eserini Ibn Kemâl’e tercüme ettirerek menzillerde parça parça kendisine takdim edilen tercümeleri okurdu. Yine o, Misir’daki ikameti esnasinda, Hind ve Çin haritalarini yaptirmisti. O, sair, mutasavvif ve filozof bir hükümdardi.Uzunçarsili’nin degerlendirmesiyle o, Osmanli hükümdarlari arasinda ilim itibariyle en yüksegi idi. Sam’in Sâlihiyye semtinde câmi ve imâret insa ettiren Yavuz Sultan Selim, oradaki Muhyiddin Arabî’nin türbesini de bulup yaptirdi. Böylece o, ( ) Sam’daki bu tesisler ile Konya’da Mevlevî Tekkesi’ne getirdigi sudan baska bir hayir yapamamisti. Zira benzer hayir isleri için fazla zaman bulamamisti. Hatta Istanbul’daki kendi câmiinin bile temellerini attirmis fakat ikmâline imkân bulamamisti. Osmanli Devleti’nin 9. hükümdari olan Yavuz Sultan Selim, Müslüman – Türk âleminin ilk halifesi olarak dünyada ilk defa “Hâdimu’l-Haremeyn es-Serifeyn” ünvanini almisti. Babasi II. Bâyezid, annesi Dulkadiroglu Alaüddevle’nin kizi Ayse Hatun’dur. Babasinin sancak beyi olarak bulundugu Amasya’da dünyaya gelen sehzâdenin dogum tarihi hakkinda verilen kayitlar, hicrî 87l, 872 ve 875 (m. l466, l467 ve l470) yillari seklinde epey farkliliklar göstermektedir.
devamı »

Bu yazı toplamda 1796, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Share

Kanuni Sultan Süleyman

Yazar jawscod2 | 20.03.2008 | Kategori Tarih

Osmanli Devleti’nin onuncu pâdisahi olup, Yavuz Sultan Selim’in ogludur. Osmanli hânedanindaki resmî ve mesrû silsileye göre onuncu hükümdar ve bu isimdeki pâdisahlarin ilki sayilmaktadir. Osmanli kaynaklari ve umumî efkâri onu, kanun koyucu (vâzii) vasfidan dolayi genellikle “Kanunî Sultan Süleyman” diye isimlendirirken, bati kaynaklari ile batililar, büyük ve kudretli vasfindan dolayi kendisini “Muhtesem ve Büyük” (Magnificent, Magnifique, Der Practige, çogu zaman da sadece Grand Turc) gibi isimlerle anmislardir.

Batili bir tarihçi, onun dönemi ve sahsiyetinin büyüklügü hakkinda bilgi verirken su ifadeleri kullanir: “Kanunî, “Muhtesem” ve “Büyük” gibi ünvanlarla anilan Süleyman’in sultanlik çagi, Osmanli tarihinin en önemli devresidir. Devlet, kudret, yeni fetihler, medeniyetinin, kanun ve mimarlik anitlarinin en güzel varligini bu pâdisaha borçludur. Osmanlilarin sadece “Kanunî” ünvanini verdikleri, fakat Avrupa tarihçilerinin “Büyük” sifati ile adlandirdiklari Osmanli Pâdisahi sadece Sultan Süleyman’dir. Sultan Süleyman devri, bütün dünyada gelisen büyük olaylar dolayisiyle Yeni Çag tarihinin en dikkate deger safhalarindan birini teskil eder. XVI. yüzyilin baslarinda, Amerika’nin kesfinden sonra, Avrupa politikasinin denge sistemi kurulmus ve kuvvetlenmis; Hiristiyanlikta ortaya çikan Reform, insan esprisine bir yeni yol açmistir. Bundan daha hasmetli çalisma ve büyük sonuçlu zaman, insan tarihinde güç bulunur. Fransa’da I. François ve Ingiltere’de VIII. Henri’nin kurduklari hükümetler; Papa X. Leo’nun kültür, bilim ve sanayinin gelismesine ön ayak olmasi, Sarlken’nin yeni mezhebe karsi bas kaldirisi, Andreas Gritti’nin Venedik Doçu makamini isgal etmesi gibi tarihin önemli olaylarini bünyesinde toplayan bir asra az rastlanir. Iste Kanunî, söhret sahibi bütün bu hükümdarlarla hakkiyle rekabet edebilecek bir hükümdardir. Kanunî, Osmanli Pâdisahlari’nin onuncusudur. Bu rakam, ugurlu telakki edilmistir. Ayrica, Padisahin onuncu hicret asrinin basinda (H. 900 / M.l495 ) dogmus olmasi da mânali sayilmistir.”
devamı »

Bu yazı toplamda 4635, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Share

Avrupa Siyaseti

Yazar jawscod2 | 20.03.2008 | Kategori Tarih

Yavuz’un yerine tek oğlu 25.5 yaşındaki Kanunî Sultan Süleyman geçti. Babasının İran ve Turan siyasetini durdurmak mecburiyetinde kaldı. Zira Avrupa’da Charles-Quint devi zuhur etmişti. Avrupa’nın büyük kısmını İspanya kralı ve Almanya imparatoru sıfatıyla ele geçirmiş, diğer kısımlarını nüfuzu altına almıştı. Fransa’yı tehdit ediyordu ve kuzey Afrika’da Barbaros Hayreddin Paşa ile savaşıyordu. Türkiye bu devi alt edemediği ve makul sınırlara itemediği takdirde Osmanlı cihan devletinin geleceğinin kararacağı âşikâr idi. Akrabalık yoluyla çok geniş sınırlı Macaristan krallığını da nüfuzu altına alan Charles-Quint devini, Orta Avrupa ve Batı Akdeniz’de mutlaka ezmek icap ediyordu. Sultan Süleyman, Orta Avrupa’nın kilidi sayılan daha önce 3 ayrı padişahın 3 defa kuşatıp alamadığı, Türkiye’nin kuzey sınırı üzerinde Macaristan’ın en müstahkem kalesine, Belgrad’a yürüdü ve fethetti (1521). devamı »

Bu yazı toplamda 3548, bugün ise 1 kez görüntülenmiş

Share

Doğu Siyaseti

Yazar jawscod2 | 20.03.2008 | Kategori Tarih

1514 darbesi 1533’e kadar 19 yıl, dünyanın Türkiye’den sonra gelen 2. devleti durumundaki İran Türk Safevî imparatorluğunu hareketsiz kıldı. Ama stratejik çekişmeyi ortadan kaldırmak mümkün değildi. Kanûnî devrinde bütün Arap ülkelerini, Basra Körfezi ve Hint Okyanusu’ndan Atlas Okyanusu’na kadar ele geçirmek siyaseti güdüldü. Behemehâl Basra Körfezi’ne inmek, Kafkasya’ya tırmanmak icap ediyordu. Kafkasya ve Basra Körfezi ise İran Türk imparatorluğunun elinde idi. Bu devirde İran olmasa, Türkler Almanya’yı geçer ve soluğu Ren kıyılarında alırlardı. Bir kaç tarihçi bu noktaya ehemmiyetle işaret etmişlerdir. İran savaşları çok çetindi.
Mesafe uzundu. İran ordusu tamamen Türkmenlerden müteşekkil yiğit bir atlı ordu idi. Ancak Osmanlı Akıncı, piyade, bilhassa topçu üstünlüğü Türkiye’yi galip kılıyordu. Bununla beraber İran, Çaldıran’ı asla unutmamıştı. Osmanlı’ya karşı meydan muharebesi kabul etmiyor, geniş sahaları boşaltıp Osmanlı ordusunun önünden çekiliyordu. Safevî stratejisi bu idi. Tebriz, Osmanlı sınırına çok yakın olduğu için Şah İsmail’in oğlu ve halefi devrinde İran, taht şehrini daha içeriye, Kazvin’e almıştı.
devamı »

Bu yazı toplamda 2973, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Share

Osmanlıda Felaket Seneleri

Yazar jawscod2 | 20.03.2008 | Kategori Tarih

1683-1699 büyük savaşına Felaket Seneleri denir. Bu yıllarda Türkiye, tek başına kudretli bir koalisyonla savaşmıştır. Almanya İmparatorluğu, Rusya imparatorluğu, Polonya krallığı ve Venedik Cumhuriyeti, bu koalisyonun büyük devletleridir. Bunlara, Türkiye’nin hemen daimî denecek şekilde harp halinde bulunduğu İspanya krallığı ile bir sürü orta ve küçük boyda devlet de eklenebilir.
En büyük cephe Alman-Türk harbinini cereyan ettiği Macaristan idi. 1684 kuşatmasını savuşturan Budin, 18 Haziran 1686’da Müttefiklerce yeniden kuşatıldı ve çok şiddetli bir savunmadan sonra 2 Eylülde düştü. Şehirdeki (Budapeşte) bütün Türkler kılıçtan geçirildi. Bir kısmı Tuna yoluyla kaçabildi. Budin Beylerbeyisi Vezir Abdurrahman Abdi Paşa, şehitler arasında idi. Şehirdeki 81 cami ve bu adede uygun binlerce Türk bayındırlık eseri temellerine kadar tahrip edildi.
devamı »

Bu yazı toplamda 3081, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Share