cnc, istanbul, torna, işleme merkezi


Ankara Etnoğrafya Müzesi

Yazar yucin | 05.04.2008 | Kategori Yaşam

Ankara Etnoğrafya MüzesiEtnoğrafya Müzesi Ankara’ nın Namazgah adı ile anılan semtinde, Müslüman mezarlığı olan tepede kurulmuştur. Anılan tepe Vakıflar Genel Müdürlüğü’ nce 15 Kasım 1925 tarihli Bakanlar Kurulu kararı gereğince, Milli Eğitim Bakanlığı’ na müze yapılmak üzere bağışlanmıştır.

1924 yılına kadar Anadolu’ da Kurtuluş Savaşı’ na katılan, milli kültüre önem veren devrimciler, Türklerin maddi ve manevi kültü mirasını içeren bir Etnoğrafya Müzesi‘ nin kurulmasının gerekliliğine inanıyorlardı. Bu nedenle Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi Tanrıöver, eski mesai arkadaşı Budapeşte Etnoğrafya  Müzesi şeflerinden Türkolog J. Meszaroş’ un müzenin kuruluşu konusundaki görüşleri sorularak, kendisine hizmet teklif edildiği, Prof. Meszaroş’ un bakanlığa sunduğu 29 Kasım 1924 tarihli raporundan anlaşılmaktadır. Böylece Halk Müzesi’ nin kurulmasına hazırlık yapılmak üzere, 1924’ te İstanbul’ da Prof. Celal Esad (Arseven) başkanlığında, daha sonra 1925 yılında İstanbul Müzeler Müdürü Halil Ethem (Erdem) başkanlığında, eser toplamak ve satın almak üzere özel bir komisyon kurulmuştur. Satın alınan 1250 adet eser, 1927 yılında inşası tamamlanan müzede teşhir edilmiştir. Müze Müdürlüğü’ ne de Hamit Zübeyr Koşay atanmıştır. devamı »

Bu yazı toplamda 14269, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Share

Nemrut Dağı Milli Parkı

Yazar yucin | 05.04.2008 | Kategori Yaşam

Nemrut Dağı Milli ParkıDoğu-Batı Medeniyetinin, 2150 m. yükseklikte muhteşem bir piramitteki kesişme noktası, dünyanın sekizinci harikası Nemrut. Yüksekliği on metreyi bulan büyüleyici heykelleriyle, metrelerce uzunluktaki kitabeleriyle, Unesco Dünya Kültür Mirasında yer almaktadır.  İki bin yıldır güneşin doğuşunu ve batışını 2150 m. yükseklikte izleyen dev heykellerin sırrının çözülmesi için Kommagene Uygarlığı‘ nın keşfine gitmek gerekir.

Osmanlı İmparatorluğu’ nda askeri danışman olarak görev yapan  ve tarihi eserlere  ilgi duyan Alman subay Helmut Von Moltke, 1838′ de bölgedeki araştırmaları sırasında bölgedeki tarihi kalıntılar hakkında bilgi verdiği “Türkiye’ deki Durum ve Olaylar Hakkında Mektuplar” adlı kitabında nedense Nemrut Dağı‘ ndaki heykellerden söz etmemiştir. Nemrut Dağı‘ nın zirvesindeki eserlerden ilk söz eden  ve bunların Asurlular‘ dan kalma olduğunu tahmin eden, 1881′ de Diyarbakır’ da yol yapım işlerinde görevli Alman Mühendis Karl Sester‘ dir.  Sester‘ in verdiği bilgiler doğrultusunda Kraliyet Akademisi tarafından araştırma yapmak üzere bölgeye gönderilen genç bilim adamı Otto Punchtein başkanlığındaki ekip, Nemrut Dağı‘ nın tepesindeki tümülüs ve tümülüsün doğu ve batı yanlarında oluşturulmuş teraslar üzerindeki devasa heykeller ve çeşitli kabartmalardan oluşan eserler üzerinde çalışır.

Uzun çalışmalar sonunda Grekçe yazılı kitabeyi çözen Punchstein, bu eserlerin Kommagene Uygarlığı‘ na ait olduğunu ve Kommagene Kralı 1. Antiochos tarafından yaptırıldığını keşfeder. Antiochos‘ un ağzından yazılan kitabe, Nemrud Dağı‘ nın sırrını ve Antiochos‘ un yasalarını içermektedir. devamı »

Bu yazı toplamda 1890, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Share

Frig Vadisi

Yazar yucin | 05.04.2008 | Kategori Yaşam

Frig Vadisi Memec Kayalıkları

Frigler

Frigler, MÖ 1200′ lerde Trakya ve Boğazlar üstünden Anadolu‘ ya gelmişler, ilk yıllarda Trakya ve Güney Marmara Bölgesi’ nde geçici yerleşim merkezleri kurduktan sonra Batı Anadolu‘ nun iç kesimlerine yayılmışlardır. Siyasi bir topluluk olarak ilk defa MÖ 750′ den sonra ortaya çıkan Frigler, Anadolu‘ ya gelen Balkan kökenli boylardan biridir. Anadolu dışından gelmelerine rağmen kısa zamanda yerel kültürlerle kaynaşarak Anadolu‘ lulaşmışlar, özgün bir Anadolu kültürü oluşturmuşlar ve siyasi egemenliklerini kaybettikten sonra dahi bin yılı aşkın bir süre kültürel anlamda varlıklarını sürdürmüşlerdir.

Frig Vadisi

Dünya üzerinde önemli bir konumda bulunan Anadolu‘ nun, stratejik öneme sahip köprüsü konumundaki bir noktasında yer alan Anadolu’ nun kilidi Afyonkarahisar ili de coğrafi konumu nedeniyle Anadolu‘ yu yurt edinmiş birçok kavmin yerleşerek yaşamlarını sürdürdüğü, kendi kültürlerini yerel kültürlerle yoğurarak yeni kültürler ortaya çıkartıp medeniyetlerin gelişmesine katkıda bulunarak önem kazanmış ve bu önemi günümüze kadar kaybetmeden korumuştur. devamı »

Bu yazı toplamda 2072, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Share

Amasya Müzesi

Yazar yucin | 05.04.2008 | Kategori Yaşam

Amasya Müzesi Meryem Ana Heykeli

1925 yılında Sultan II. Beyazıt Külliyesi‘ nin bir bölümü olan medrese binasının iki odasında toplanan az sayıda arkeolojik eserler ile İslami Devir mumyaları bir araya getirilerek önce bir “Müze Deposu” oluşturulmuştur.

Daha sonra eserlerin çoğalması ve teşhir edilecek yeni mekanlara ihtiyaç duyulması neticesinde, 1962 yılında Selçuklu Döneminin anıtsal eserlerinden olan 1266 tarihli Gökmedrese Cami‘ ne taşınmıştır. 1958 yılına kadar fahri memurlukla idare edilen müze, aynı yılın haziran ayından itibaren Müze Müdürlüğü’ ne dönüştürülmüştür. 22 Mart 1977 yılında yeni yapılan bugünkü modern binasına taşınmış; daha sonra yeniden düzenlenmiş ve tüm eserler kronolojik sıraya göre teşhir edilerek 1980′de hizmete açılmıştır.

11 ayrı medeniyete ait arkeolojik, etnografik, sikke, mühür, el yazması ve mumya olmak üzere yaklaşık yirmidörtbin civarında eseri ile bölgenin en modern ve en zengin müzesi olarak, ülkemiz kültür ve turizmine hizmet etmektedir. Üç katlı olarak yapılan müzenin bodrum katında deposu, laboratuvarı ve diğer hizmet birimleri, alt katta büfe ve dinlenme salonu ve ufak bir teşhir salonu, üst katta ise arkeolojik, sikke ve etnografik eserlerin sergilendiği iki büyük salon yer almaktadır. Bahçede ise taş eserler ile Sultan I. Mesut Türbesi içerisinde 6 adet İlhanlı Dönemine ait mumya teşhir edilmektedir. devamı »

Bu yazı toplamda 21192, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Share

Adıyaman Müzesi

Yazar yucin | 05.04.2008 | Kategori Yaşam

Adıyaman Müzesi1978 Yılında  aşağı Fırat Projesi doğrultusunda yörede yürütülen kurtarma kazılarından elde edilen  eserlerin İl Halk Kütüphanesi’ nde depolanmasıyla Adıyaman’da ilk Müzecilik faaliyetleri başlamıştır.

1982 Yılında modern binasına kavuşmuş ve bu tarihten sonra kendi binasında hizmet vermeye başlamıştır.

Müzede teşhiri yapılan eserler 2 grupta toplanır. Toplam 17.600 eser sergilenmektedir. Paleolitik çağdan Osmanlı İmparatorluğu dönemine kadar devamlılık gösteren arkeolojik eser salonunda kronolojik olarak, Paleolitik, Neolitik, Kalkolitik, Tunç Çağları, Demir Çağı, Helenistik Roma Bizans, İslami, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait çeşitli eserler sergilenir. Etnoğrafik eser salonunda ise yörede derlenen halı, kilim ve cicim gibi el dokumaları, kadın ve erkek giysileri, gümüş takılar ile bakır eşyalar açık olarak teşhir edilmektedir. devamı »

Bu yazı toplamda 2461, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Share

Ağrı Dağı

Yazar yucin | 05.04.2008 | Kategori Yaşam

Ağrı Adı Nereden Geliyor?

Ağrı DağıAğrı Dağı‘ nın adı zaman zaman değişik söylenmiştir.

Çeşitli tarihlerde Ağrı’ ya Argı, Han Argı, Argurı, Arkuru, Ark Dağı, Argı Dağı denilmiştir. Selçuklular buraya yerleştikten sonra Eğri Dağ, bilahare Ağrı Dağ adını aldı. Zamanla Ağrı Dağı, şekline dönüştü. Halk bazen Kire/Kıra olarak da ad vermektedir.

1938’ den beri İl, sınırları içindeki Türkiye’ nin bu en yüksek dağı olan Ağrı Dağı‘ na izafeten Ağrı olarak isimlendirilmektedir.

Urartu adının bu kavme, güneydeki Samiler tarafından verildiği ve bunun “Ur-Ar-tu” (Yukarı ülke, yüksek memleket) manasına geldiği ileri sürülmektedir. Hatta bu isimdeki “Ur” (yukarı, yüksek) kelimesinin Sümerce’ den geldiği ve Akadlılar’ ca Dicle- Fırat yukarılarının “Yukarı Memleket”  manasına böylece anıldığı kanaatine varılmıştır. Bu yüzden, Urartu ülkesinin en yüksek dağlarına da “Ararat Dağları” isimleri verilmiş bulunuyor. Sonradan Musevilerle, Hıristiyanlar Tevrat’ tan alarak bu adı Ağrı Dağı‘ na alem etmişlerdir. devamı »

Bu yazı toplamda 2160, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Share

Ankara Kalesi

Yazar yucin | 05.04.2008 | Kategori Yaşam

Ankara KalesiYapılış tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Kentte askeri bir garnizon bulunduran Hititler tarafından yapıldığı sanılmaktadır. Ama bu düşünce arkeolojik verilere dayanarak doğrulanmamıştır. Hititlerden bu yana hep aynı yerde bulunan, Romalılar, Bizanslılar ve Selçuklular dönemlerinde birçok kez onarılan Ankara Kalesi, tepenin yüksek bölümünü kaplayan iç kale ve çevresini kuşatan dış kaleden oluşur. (dış kalenin 20′ ye yakın kulesi vardır) Dış kale eski Ankara şehrini çevirir. İç kale yaklaşık 43.000 km2′ lik bir yer kaplar. 14-16 m. yüksekliğindeki duvarların üstünde çoğu 5 köşeli 42 kule vardır. Dış surları kuzey-güney doğrultusunda yaklaşık 350 m. batı-doğu doğrultusunda ise 180 m. boyunca uzanır.

İç kalenin güney ve batı duvarları bir dik açı oluşturur. Doğu duvarı tepenin girinti çıkıntılarını izler. Kuzey yamaç ise farklı tekniklerle yapılmış duvarlarla korunur. Koruma düzeninin en ilgi çekici yanı; doğu, batı ve güney duvarları boyunca 15-20 m.’ de bir yer alan 42 tane beşgen burçtur. devamı »

Bu yazı toplamda 4437, bugün ise 1 kez görüntülenmiş

Share

Adana Yılan Kale

Yazar yucin | 05.04.2008 | Kategori Yaşam

Adana Yılan Kale

Yılan Kale, bugünkü Adana-Ceyhan E-5 Karayolu üzerinde, Misis ile Ceyhan arasında birdenbire yükselen, ovaya hakim bir tepe üzerinde, karayolundan 3 km. içeride yer alır. İç Anadolu’ dan gelip Külek Boğazı yoluyla Adana, Misis, Payas ve Antakya’ dan geçen tarihi ordu ve kervan yolunun üzerinde bulunan Yılan Kale, dağ kaleleri zincirinin ilk halkasıdır.

Yılan Kale, boyutları ve karmaşık tasarımı ile Ortaçağ’ ın en etkileyici askeri yapıları arasındadır. Günümüze olabilecek en sağlam şekliyle ulaşan Yılan Kale, yapım karakteri, malzemesi ve Ortaçağ kalesi olması yönüyle Bizans’ a dahil edilmektedir. Korunması kolay, düşürülmesi çok güç bir kale olarak bilinen yapının çevresi dıştan 700 m. kadardır ve kale, ikişer katlı 8 yuvarlak burçla tahkim edilmiştir. Burçlar ve araları tamamen mazgallı olup, bu mazgalların ortaları ateş etmek için delikli bırakılmıştır. Edwards, planı üç avluya ayırarak incelemiştir. Edvvards’ a göre, daha alt kısımda bulunan iki avlu, güneydoğudaki kanadı korumak amacıyla tasarlanmıştır. Son derece zeki biçimde tasarlanan ve yerleştirilen surlar ile burçlar, dik yamaçların da yardımıyla saldırıyı oldukça güçleştirmektedir. Avluların her birinin tek bir giriş kapısı vardır. Üstte kot farkı zeminden biraz daha yükseltili, korunaklı bölüme, her yönden birer merdivenle ulaşılabilmekte ve her yöne gidiş geliş kolay olmaktadır. Bu kısım en geniş ve yoğun biçimde savunulan birimi oluşturmakta ve garnizona ev görevi yapmaktadır. devamı »

Bu yazı toplamda 2661, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Share

Afyonkarahisar Kalesi

Yazar yucin | 05.04.2008 | Kategori Yaşam

Afyonkarahisar KalesiŞehrin güneyinde, çok yüksek ve yalçın bir dağın tepesindedir. Adını dünyanın oluşumunun dördüncü zaman diliminde bir yanardağ ağzında meydana gelen sarp kayalar üzerine kurulan kaleden (Karahisar) ve ilk defa “Synnadaantik kenti sikkelerin de karşımıza çıkan haşhaş (OpıumAfyonkarahisar)’dan alan Afyonkarahisar M.Ö. 2.000 yıllarına kadar uzanan bir tarih şeridi yaşatır.

Düzlükte, gelip geçse de yol, Afyonkarahisar‘ dan
Ey yolcu, görünmez Afyonkarahisar, istasyondan
Şayet vaktin olursa tırman kale‘ ye
Bak Afyonkarahisar‘ a gökyüzünde bir balkondan

Diyor Ozan Arif Nihat Asya dizelerinde. Gerçekten de bir kentle, şairlere, alimlere, sanatçılara, mescitlere, mahallelere adını veren , destanlarda, efsanelerde, türkülerde, manilerde kuşaktan kuşağa aktarılan, yerden tam 226 metre yükseklikteki trakit bir kaya kütlesi üzerine kurulmuş bulunan Karahisar Kalesi için “Gökyüzünde bir balkon” dan başka nasıl bir nitelendirme yapılabilir ki? devamı »

Bu yazı toplamda 2575, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Share

Afyonkarahisar Müzesi

Yazar yucin | 05.04.2008 | Kategori Yaşam

Afyonkarahisar MüzesiCumhuriyet’ in kuruluşunun ilk yıllarında Afyon‘ da kurulan Asar-ı Atika Muhipleri Cemiyeti’ nin çabaları sonucunda, Gedik Ahmet Paşa Medresesi (Taş Medrese) çevredeki eski eserlerin toplandığı bir depo haline getirilmeye başlanmıştır.

Cemiyetin Başkanı olan Öğretmen Süleyman Gönçer, 1931 yılında resmi müze deposu haline getirilen medreseye memur olarak atanmıştır. Aynı zamanda Halkevlerinin Müzecilik ve Sergi Kolu Başkanı da olan Süleyman Bey, resmi kuruluşların ve Halkevinin de desteğiyle depoyu zenginleştirmiştir. 1933 yılında Müze Müdürlüğü haline gelen müze Cumhuriyetimizin 10. yılında resmen açılmış ve başına Süleyman Bey getirilmiştir.

1933 yılından 1970 yılına kadar karma müze olarak hizmet veren Afyon Müzesi, 1971 yılında Müze Müdürlüğü ve Arkeoloji Müzesi’nin bulunduğu yeni binasına taşınmıştır. devamı »

Bu yazı toplamda 1475, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Share