cnc, istanbul, torna, işleme merkezi


Hellgate: London

Yazar ahmetodabasoglu | 19.02.2008 | Kategori Teknoloji

Size, en başından beri, bu kasım ayında bin bir çeşit oyun ile karşılaşacağımızı söyledik durduk. Nitekim sonbaharın bu eğlence dolu ayı bizleri yanıltmadı ve yepyeni bir yapım ile haklılığımızı bir kez daha ispât etti.. Çoğunuzun yakından tanıdığı (özellikle RYO sevenlerin ve Diablo oyuncularının) Hellgate: London, kısaca HL, nihâyet, deneme sürümünün ardından tam hâli ile kendisini gösterdi. Bakalım Blizzard’ın üç kaçak elemanı bizlere yeni nesilde nasıl bir RYO (RPG – Rol Yapma Oyunu) hazırlamış?..

Öncelikle şunu belirtmeliyim ki, en başta yapımcı firma, şu ana dek sıkça karşılaştıklarınızdan biri değil; yani oldukça yeni. İlk oyunları Hellgate: London ile bizlere geçmişteki o güzel RYO – Hack’n Slash yapımlarını bir arada toplamış, iyi bir oyun sunmak istemiş ve başarmışlar. Oyun boyunca RYO türü altında ÜBV (TPS – Üçüncü Bakıştan Vuruş) ve BBV (FPS – Birinci Bakıştan Vuruş) açılarından karakterimizi gördüğümüz gibi, Hack’n Slash yapma şansımız da oluyor. Bu, kendisini diğer RYO türlerinden çok rahat bir biçimde ayırmış durumda. Karşılaştırabileceğimiz tek oyun Diablo olacaktır ki, bu yazı boyunca kendisinden pek bahsetmek istemiyorum. Bu sebeplerden ötürü, bu yeni oyunu tamamen kendi içinde bölmeler ayırıp inceleyeceğiz. devamı »

Bu yazı toplamda 1343, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Share

Harry Potter ve Ateş Kadehi

Yazar ahmetodabasoglu | 19.02.2008 | Kategori Teknoloji

Yazarı J.K. Rowling olan Harry Potter serîsi ilk çıktığında Yapı Kredi Yayınları gerek televizyon reklamlarıyla, gerekse ballandıra ballandıra bitiremedikleri anlatımlarıyla Harry Potter’ın ülkemizde de çılgınca okunmasını ve sevilmesini sağladı. Tabiî insanlar bir yapım için ne kadar çıldırırsa, o yapımın her bir haltı da o kadar çıkarılır; Harry Potter’ın filmi, oyunu, bardakları, elbiseleri yapıldı. İlk kitaplarda serî daha çok çocuklara hitap ediyordu ve ilgilenen kişi sayısı da bugünkü boyutta değildi. Daha sonra, J.K. Rowling performansını arttırıp daha adrenalinli ve daha keyifli romanlar yazmaya başladıktan sonra, yapımın oyunları ve filmleri de daha bir güzel olmaya başladılar. Harry Potter’ın haklarını alan Warner Bros, fazla beğenilmeyen ve “Vasat” olarak yorumlanan ilk iki filmden sonra yönetmen değiştirerek daha kaliteli filmler ortaya koymaya başladı. Aynı şekilde, Harry Potter’ın oyun haklarını alan Electronic Arts (EA Games) da beğenilmeyen ve “Bebekçe” olarak sıfatlanan ilk iki Harry Potter hezimetinden sonra oyuna daha fazla ağırlık koymaya başladı ve kendi kalitesini serîye biraz olsun yansıtarak iyi iş çıkarmaya başladı. Evet, her şey daha iyiydi, ve Harry Potter and the Goblet of Fire (Harry Potter ve Ateş Kadehi) karşımıza çıktı.. EA, kalitesini bu seneki oyuna da yansıtabilmiş miydi? devamı »

Bu yazı toplamda 1676, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Share

Hard Truck: Apocalypse

Yazar ahmetodabasoglu | 19.02.2008 | Kategori Teknoloji

– Ve son sorudayız… Kamyon nedir?
– Bu konuda çeşitli söylentiler var ama ben kendi düşüncemi beynime oturttum: Kamyon; tek şeritli, virajlı ve doğal olarak sollama yasaklı yollarda yolu tıkamaktan ve ailemizin yanında söylenmemesi gereken sözler söylememize sebep olmaktan başka bir işe yaramayan garip bir icattır. Kimi zamanlar arabanın ön camına bıraktığı saman parçaları ile, kimi zamanlar ise “hatalı sollamaya teşvik eden” olarak hatırlanır. Ama yine de…
– Yeter lan! Çok dolmuşsun sen. Kamyon oyunlarına ne dersin?

King of the Road, oynadığım en güzel kamyon oyunuydu. “Kamyon oyunu” tâbiri çok garip, farkındayım, ama olması gereken bu. Evet, bu oyun hayâli bir haritada geçiyor olsa da, lisanslı araçları ve araya sıkıştırılmış ufaklıkları (BMW ve minibüsler) ile oldukça câzipti. Bu oyunu delice (ve direksiyonla) oynarken saatlerin nasıl geçtiğini anlamıyordum. Bazıları “Ne var abi bu oyunda?” diyordu; evet, çok bir şey yoktu aslında, ama klavye ile oynayan için öyleydi. Ardından uzun süre “Hard Truck lan bu!” diye geçindiğim 18 Wheels of Steel geldi. Convoy falan derken Amerika yollarını ezberlemiş buldum kendimi. Dananın kuyruğunun koptuğu yer ise Apocalype (yoksa “ExMachina” mı diyeyim) oldu. Tüm kamyon oyunları oynama şevkimi kıran bu “güzîde” oyunu incelemek gibi güzel bir vazifenin bana düşmesi (aman) ne güzel. devamı »

Bu yazı toplamda 1328, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Share

Half Life 2: Lost Coast

Yazar ahmetodabasoglu | 19.02.2008 | Kategori Teknoloji

Valve E3’te, Lost Coast isimli bir teknoloji demosu üzerinde çalıştıklarını söyledi. Bu oyun sadece Source motorunun neler başarabileceğini göstermek için yapılan tek bölümlük bir teknoloji demosuydu. Buna rağmen HL severler oyunun download’a sunulmasını ip ile çekiyorlardı. Ve nihayet geçtiğimiz hafta Valve biz oyuncuları fazla sabırsızlandırmadan oyunu dowload’a hazır hale getirdi ve Steam üyelerine sundu. Yaklaşık 2,5 saatlik bir süreden sonra oyun oynanmaya hazır olarak sistemimize kurulmuş oluyor. Uyaralım, oyunu oynamak için öncelikle bir HL2’ye ve Steam üyeliğinize ihtiyacınız var. Oyun piyasaya sürülmedi. Sadece Steam’da bulunuyor. Öyle çok uzun bir oyun beklemeyin sonuçta bu bir teknoloji demosu, yarım saatlik bir oyun süresinde bitirebiliyorsunuz. Tadı damağımda kaldı ne yalan söyleyeyim.
devamı »

Bu yazı toplamda 1173, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Share

Half Life 2: Episode Two

Yazar ahmetodabasoglu | 19.02.2008 | Kategori Teknoloji

Uzadıkça uzadı mı? Evet. Değiştirip değiştirip önümüze mi koydular? Yine evet. Peki bu bizi sıktı mı? Kesinlikle hayır. Buyrun, yepisyeni, gıcır gıcır Orange Box’ımızın Half-Life 2 takipçileri için en nadide parçasının incelemesine geçelim hemen de, gerçekten hikâyeye bir şey ekliyor mu eklemiyor mu anlayalım.

Valve bundan uzun zaman önce Half-Life ile mükemmel bir formül yakalamıştı FPS oyunlarında. Öyle ki konuşmayan, yaptığı ilk deneyde Dünya’yı uzaylıların basmasına neden olan, sonra da tüm bilimsel kimliğini kenara bırakarak elin uzaylısını öldürmeye ant içen Gordon Freeman’ı oyun dünyasının en ünlü karakterlerinden biri haline getirmeyi başarmıştı. Ama başardığı bir şey vardı ki o şey Call Of Duty’leri, Crysis’i bu kadar eğlenceli yapan şeyin ta kendisiydi: Oyuncuyu oyunun içine almak. Half-Life’ın bulduğu bu formül sayesinde artık ara videolarda oturup izlemek zorunda değildik, karakterimizin suratını sürekli görmek zorunda değildik, çünkü aslında o karakterin ta kendisi bizdik. Hiç düşünmediniz mi neden Gordon’un suratını oyun içinde hiç görmedik, neden sesini duymadık? Neden oyundaki tüm karakterler direkt olarak gözlerimizin içine baktı? Hepsi de bizi oyuna dahil etmek için tasarlanmış muhteşem fikirlerdi ve Valve’in bugün geldiği yer işte bize bu yaşattığı duygudur; o yüzden ki bu firmadan kötü bir oyun çıkması artık imkânsız hâle gelmiştir diyebiliriz. devamı »

Bu yazı toplamda 1232, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Share

Half Life 2: Episode 1

Yazar ahmetodabasoglu | 19.02.2008 | Kategori Teknoloji

İkinci oyunun çıkmasının ardından 1.5 seneden fazla bir süre geçti. Çıkar çıkmaz çoğumuzun almış veya internet üzerinden sipariş etmiş olduğu bu mükemmel oyunu (oyun olarak bahsetmek çok da mantıklı olmayabilir) neredeyse hepimiz bitirdik, ya da en azından az çok oynadık diye düşünüyorum. Henüz oynamamış olanlara bir yorum getirmek istemediğimden de olsa gerek, uzun bir süredir beklenen bu devam pakedi hakkında konuşmak istiyorum.

Paket olarak adlandırmak aslında yanlış, çünkü Episode 1 Half Life 2’ye ihtiyaç duymuyor. Tek yapacağınız bilgisayarınıza kurup oynamak. Half Life 2’de gelişen olayları ve oyunun sonunu hatırladığınızı düşünerek senaryoya paralel geçiş yapıyorum. (Oynamayanlar için spoiler niteliğinde cümleler olabilir, hatırlatayım.) Hatırlarsanız bir önceki oyunda uzun uğraşlar vererek Dr. Breen’in insanlığı kontrol altına almaya çalıştığı Citadel’e ulaşmış ve binanın çekirdeğini yok etmek üzereyken oluşan patlamada kalmıştık. Alyx de yanımızdaydı ve patlamada öleceğini ya da sağ kalacağını bilemiyorduk. Bu devam oyunu Episode 1’de ise kalan yerden maceramıza devam ediyoruz. Oyuna başlayınca çıkan sinematikte patlamada Alyx’in ölmediği, zamanın durmasıyla Vortigauntların onu ve Gordon’u (yani bizi) patlamadan uzaklaştırdığını fark ediyoruz. Vortigauntlar aynı zamanda G-Man’i de kıstırıyorlar çünkü kendisi sonuçta tehlike oluşturmakta. Alyx’in robot köpeği Dog’un bizi Citadel’in dışında bir enkazdan çıkarması ile de oyun başlıyor. devamı »

Bu yazı toplamda 1158, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Share

Half Life 2

Yazar ahmetodabasoglu | 19.02.2008 | Kategori Teknoloji

oyuna trendeCity 17doğru yol alırken başlıyoruz. Civil Protection güçlerinin arasından geçip şehire girerken, sorgu için alındığımızda ise, eski bir dostu görmek, eminim ki bir çoğunuzun gülümsemesine neden olacaktır. Barney’den bahsediyorum tabi ki, hani şu Black Mesa’daki meşhur güvenlik görevlisi… Blue-Shift’te Gordon’u en son askerler tarafından bayıltılmış halde gören Barney ve Gordon’un karşılaşması sizi anında eski günlere götürmeye yetiyor. Bunu takip eden sahnelerde ise, daha oyunun başı olmasına rağmen kovalamaca ve adrenalin başlıyor, ve de oyunun sonuna kadar da neredeyse hiç durmuyor.

Adrenalin içeren bu birkaç sahneden sonra Alyx’le tanışıp, Dr.Kleiner’ın laboratuvarına vardığımızda ise, HEV Suit’imize kavuşuyoruz. Tabi, Dr.Kleiner’ın “evcil” headcrab’i Lamarr’la da tanışmayı ihmal etmiyoruz bu arada. Ve Half-Life’ın vazgeçilmez olaylarından biri, ters giden deneyler… Ters giden ışınlanma deneyi sonucunda, Lamarr ile birlikte bir oraya, bir buraya ışınlandıktan sonra, kendimizi Black Mesa East’e doğru giden bir kovalamacanın içinde buluyoruz yine. devamı »

Bu yazı toplamda 1187, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Share

GUN

Yazar ahmetodabasoglu | 19.02.2008 | Kategori Teknoloji

Vahşi batının yalnız ve acımasız insanları kovboylarla ilk defa Amerikan filmleri ve Red Kit isimli çizgi roman ile tanıştık. Özellikle Lucky Luke (Red Kit ne berbat bir çeviridir!)’ın “Ben yalnız bir kovboyum..” diye başlayan şarkısı hepimizin aklında kovboyların yalnız yaşayan, karizmatik silahşörler olduğu fikrini yerleştirdi. Özellikle adamın bir işi hallettikten sonra kimseye haber vermeden kırmızıya kaçan hava eşliğinde atı Düldül ile huzurlarımızdan ayrılışı çok şekil bir olaydı. Gerçi aynı şeyi sevdiğim biri yapsa ona fena çatarım ama nedense kendim yapsam 5 dakika sonra “Uff çok pis şekil yaptım lan hehe” diye düşünürüm. Bu ortadan kaybolma geyiğini çok sevdiğim gizemli bir yazar olan Jerome David Salinger da yapmıştır ve gönlümde taht kurmuştur. Adam 3-4 gizemli ve etkileyici kitap yazdıktan sonra ortalıktan kaybolmuş ve onu bir daha da gören olmamış. Şu an yaşayıp yaşamadığı bile bilinmiyor ve belki de hâlâ sakladığı hikâyeleri olduğu iddia ediliyor. Çok karizmatik valla. (Nereden nereye geldik yahu!) Her neyse, oyunumuz da karizmatik bir kovboyu canlandırdığımız GUN isimli aksiyon oyunu arkadaşlar. Bu arada belirtmeden geçemeyeceğim, “kovboy” ismi İngilizce bir kelime olan “Cowboy”dan gelmiştir. “İnek çocuk” yani. devamı »

Bu yazı toplamda 1409, bugün ise 1 kez görüntülenmiş

Share

GT Legends

Yazar ahmetodabasoglu | 19.02.2008 | Kategori Teknoloji

İşin içinde araba varsa, biliniz ki o iş iyi bir iştir. Ama eğer yeni-eski olayı varsa iş karışabilir. Kimi 40 yaşında bir arabanın özlemini çeker, kimi en fazla bir senelik bir bebeğin… Her ne kadar yeniler cazip olsa da, bunların da ataları vardır ve tanınması gerekir. İşte bu tanıtma konusunda GT Legends ve bunun gibi oyunlar devreye giriyor. Günümüzdeki arabaların dedesi sayılabilecek otomobiller, “Var mı bana viraj aldırabilecek ulen?” dedirtilerek karşımıza getiriliyor. Evet; bir inceleme yazısının girişi ne kadar zorsa, bu “odun”lara da viraj aldırmak o kadar zor. Ama bu konunun da bir vakti-zamanı var…

Oyuna başlamadan, yani menüye gelmeden önce şekil bir tanıtım videosu izliyoruz. “Aha, ben buradayım!” demese bile, kötülenemez bir video. “Tamam ya iyidir bu oyun” diye iç geçirirken video bitiyor ve tüm hevesinizi kıran, apışıp kalmanıza neden olan, kötü ile berbat arası bir seviyedeki menüye ayak basıyorsunuz. Sizleri bilmem ama ben direkt ayarlara uçarım oyunlarda. Eğer bu oyunu oynayacaksanız peşin peşin gitmeniz zaten sizin için daha iyi olacaktır. Kontrollere bakmazsanız, oyuna girdiğinizde, ağzınızdan, çıkmaması gereken sözler çıkabilir. Kontrolleri bu denli saçma hazırlamakla neyi amaçladıkları konusunda hâlâ bir fikrim yok. Bu büyük kontrol krizini aştıktan sonra -eğer aşmazsanız oyuna hiç girmeyin- ana menüye bir daha göz atıyorsunuz. Solda bir liste şeklinde hazırlanan menüye, sağ taraftaki kısa araba videoları eşlik etmekte. Bu kısmın altında: devamı »

Bu yazı toplamda 1215, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Share

Grand Theft Auto: San Andreas

Yazar ahmetodabasoglu | 19.02.2008 | Kategori Teknoloji

Öncelikle şunu söylemeliyim ki, nasıl zevkler ve renkler konusunda yapılan tartışmaların sonu yoksa, GTA: San Andreas’ı da anlatmanın bir sonu yok. Elimden geldiğince çok şeye değinerek, belki de tarihin en mükemmel oyunu olan “GTA: SA”yı size anlatmaya çalışacağım. Bakalım bunu başarabilecek miyim…
Biliyorsunuz, GTA serisinin en önemli özelliği, kendi türünü yaratan bir oyun olmasıdır. Oyunun türü sorulduğunda düşünürsünüz, düşünürsünüz ve şunu söylersiniz: GTA türü. Hiçbir türe sığmayan, hiçbir tanıma uymayan ve oyunculara sınır tanımaksızın oyun keyfi yaşatan bir oyundur GTA… Çok mu şiirsel oldu? O zaman bulduğum gerizekâlı bir espriyi yapayım da bu moddan çıkalım: Görünen o ki Sabancı Holding oyun piyasasına da el atmış… GTA “SA”.
GTA serisinin zirve yaptığı oyun, Vice City idi. Şimdi ise daha önceki oyunun geçtiği Vice City’nin 4 katı büyüklüğündeki San Andreas’ta maceralarımıza devam ediyoruz. Bu kez, Carl Johnson olarak… Bu yazıda ne oyunun karakterlerinden, ne oyunun geçtiği yerlerden ne de silahlardan söz edeceğim. Bütün bu bilgileri gtatr.com isimli sitemizden fazlasıyla alabilirsiniz. Sadece şunu hatırlatayım, oyun koca bir eyaleti paylaşamayan sokak çetelerinin mücadelelerini konu alıyor. Biz de CJ(Carl Johnson) olarak bu çetelerden birine üyeyiz: Grove Street Families. Oyunu iki türlü oynayabilirsiniz. devamı »

Bu yazı toplamda 1418, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Share