cnc, istanbul, torna, işleme merkezi


Aragones de 26. haftayı işaret etti

Yazar Salih | 18.02.2009 | Kategori Spor

Fenerbahçe Teknik Direktörü Luis Aragones, Beşiktaş’ı çalıştıran Mustafa Denizli gibi Süper Lig’in 26. haftadan sonra şekilleneceğini öne sürdü. Denizli, Beşiktaş’ın üst üste puan kaybettiği dönemde şampiyonluk iddialarını ortaya koymak için 26. haftaya dikkat çekmişti. Tecrübeli hoca, her ne kadar bu süreye 2 hafta daha eklese de Siyah-Beyazlılar, zirve yarışını sürdürüyor. devamı »

Bu yazı toplamda 7143, bugün ise 2 kez görüntülenmiş

Share

ÖSS heyecanı başladı, soru sayıları değişti

Yazar Salih | 18.02.2009 | Kategori Eğitim, Gündem

Bu yıl tek aşamalı olarak son kez 14 Haziran 2009’da gerçekleştirilecek Öğrenci Seçme Sınavı (ÖSS)’nın sadece soru sayıları değiştirildi. Aday sayısında azalma olacağını tahmin ettiklerini belirten ÖSYM Başkanı Prof. Dr. Ünal Yarımağan, 27 Mart’ta sona erecek başvurular için adayların son günü beklememelerini istedi.
Sınava gireceklere verilen şifrenin paylaşılmaması, kaybedilmemesi ve unutulmaması uyarısında bulundu. devamı »

Bu yazı toplamda 3582, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Share

Gazanfer Özcan, ‘Perde’ diyerek perdesini kapattı

Yazar Salih | 18.02.2009 | Kategori Gündem

Tiyatro oyuncusu Gazanfer Özcan’ın ölüm haberini alan Avrupa Yakası oyuncuları dün akşam Amerikan Hastanesi’ne akın etti. Avrupa Yakası’nda ‘Volkan’ karakterini canlandıran Ata Demirer’in hastaneye girerken ağladığı gözlendi.

Hastaneye ilk gelen sanatçı Zerrin Özer oldu. Daha sonra, Ata Demirer, Gülse Birsel, Sarp Apak, Yavuz Seçkin, Engin Günaydın, Hakan Yılmaz, Levent Üzümcü, Behzat Uygur, Süheyl Uygur, Yılmaz Morgül, Rutkay Aziz gibi tanınmış isimler hastaneye geldi.

Gazanfer Özcan’la ilgili yakınları ve sanat camiasından tanıdıkları şunları söyledi:

Erol Günaydın: “Gazanfer, ‘perde’ diyerek perdesini kapattı. Birkaç kişi kaldık. Bizler de ‘perde’ deyip kapatacağız perdelerimizi. İşte bu hallere geldik. Bir çağ bitiyor, başka bir çağ başlıyor. Gelip gidiyoruz işte. Gazanfer’i çok severdim, çok üzgünüm. Çok iyi bir dostumdu, çok büyük bir ustaydı. Böyle adamlar bir daha kolay kolay gelmez. Ancak oynadığı filmler ve dizilerde seyredeceğiz. Bundan sonra hayal perdelerinde seyredeceğiz onları.” devamı »

Bu yazı toplamda 6126, bugün ise 2 kez görüntülenmiş

Share

Kupada Dev Eşleşme

Yazar Salih | 18.02.2009 | Kategori Spor

Kupada <b>DEV EŞLEŞME</B>Kupada DEV EŞLEŞME
Fortis Türkiye Kupası’nda yarı final karşılaşmalarının kura çekimi yapıldı.

İŞTE EŞLEŞMELER

ANKARASPOR – BEŞİKTAŞ

FENERBAHÇE – SİVASSPOR

Ataköy Olimpiyatevi’nde, Futbol Federasyonu yetkilileri ile kupada çeyrek finalde rakiplerini eleyen Ankaraspor, Beşiktaş, Fenerbahçe ve Sivasspor kulüplerinin temsilcilerinin katılımıyla gerçekleştirilen yarı final kura çekimi sonucunda Fenerbahçe ile Sivasspor, Ankaraspor ile de Beşiktaş birbirlerine rakip oldu.

Fenerbahçe-Sivasspor eşleşmesinde ilk maç İstanbul’da, Ankaraspor-Beşiktaş eşleşmesinde ise ilk maç Ankara’da yapılacak.

Çift maçlı eleminasyon sistemine göre oynanacak yarı finalde ilk karşılaşmalar 4 Mart Çarşamba, rövanşları ise 22 Nisan Çarşamba günü yapılacak ve finalistler belli olacak. Maç tarihleri federasyon tarafından bir gün önce veya sonrasına alınabilecek.

Bu yazı toplamda 2012, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Share

Ahilik Nedir

Yazar Salih | 18.02.2009 | Kategori Eğitim

“Ahi” sözcüğünün kökeni konusunda dil bilimcileri arasında görüş birliği yoktur. “Ahi” kelimesi, Arapça “kardeş” anlamına gelmektedir. Ancak, Divanü Lûgati’t Türk’te “Ahi” kelimesi eli açık, cömert, yiğit anlamına gelen “akı” kelimesinden türediği kaydedilmektedir.
Terim olarak Ahilik ise, XIII. yüzyılın ilkyarısından XIX . yüzyılın ikinci yarısına kadar Anadolu’da, Balkanlarda ve Kırım’da yaşamış olan Türk Halkının sanat ve meslek alanında yetişmelerini, ahlâki yönden gelişmelerini sağlayan bir kuruluşun adıdır.
Bu tanımlamalardan hareketle “Ahi” kelimesinin, kardeş, arkadaş, yaren, dost, yiğit anlamına geldiğini söyleyebiliriz. Ahilik hem sosyal hem de kültürel yapılara ait bir terim olarak; birbirini seven, birbirine saygı duyan, yardım eden, fakiri gözeten, yoksulu barındıran, işi kutsal, çalışmayı bir ibadet sayan, din ve ahlâk kurallarına sıkı sıkıya bağlı esnaf ve sanatkarların iş teşkilatı manasını taşır. devamı »

Bu yazı toplamda 8124, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Share

Korku’dan Fobi’ye

Yazar Salih | 18.02.2009 | Kategori Yaşam

Fobi, korkunun, kişinin günlük yaşamını olumsuz yönde etkileyen, bu anlamda kontrolden çıkmış halidir. Fobi kelimesinin, Yunanca Phobos kelimesinden geldiği düşünülürse, fobinin anlamı daha bir netlik kazanır. Phobos, Yunan mitolojisinde dehşet tanrısıdır.

Korku’dan Fobi’ye
Her canlı, birey olarak varlığını tehdit eden ya da tehdit riski taşıyan varlık ve durumlardan içgüdüsel olarak kaçınır. İnsan bilincinde bu kaçınma, korku olarak algılanmaktadır. Korku bu haliyle, kişinin varlığını, yaşamını sürdürmesine hizmet eden savunma sistemlerinin bir ön-uyarı mekanizmasıdır ve yaşamın sürdürülebilmesi için gereklidir. Örneğin, her insan şu ya da bu ölçüde köpekten korkar. Hafif ya da ağır, hatta ölüme neden olabilecek bir tehlike kaynağı olabilecek köpekten korkmak, olağandır ve gereklidir. Bir köpekten gelebilecek tehlike için gereken önlemleri alarak bu korkunun üstesinden gelebilmek, böylece bir köpekle fiziksel ya da duygusal temas kurabilmek düzeyinde tutulabilen köpek korkusu, hastalıklı bir durum olarak kabul edilemez. Çünkü bu haliyle, kişinin kontrolünden çıkmış, onun istencine hükmeden, sonuçta günlük yaşamını olumsuz yönde etkileyen bir duygu-durum değildir.
Korkunun, “kontrolden çıkması”, yaşamın sürdürülmesi için gerekli olan bir ön-uyarı sistemiyle uyum sağlanamaması anlamındadır. Kişi, o korkunun, onu kaçınmaya zorladığı durumlardan kaçınmayı sağlayamaz ya da bu kaçınma, onu duygusal olarak rahatlatmaz. Yine endişe ve korku içindedir ve bu anksiyete onun günlük yaşamını istediği tarzda sürdürmesine olanak vermez. Onun, sanki kendi dışında işleyen bir mekanizma gibi, kendi istencine hükmeden bir dış güç gibi işlev görür. Bu haliyle, yaşama hizmet eden korku, yaşama karşı olan fobiye dönüşür. devamı »

Bu yazı toplamda 3575, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Share

Cumhuriyet Döneminde Bilim Tarihi Ve Gelişmesi

Yazar Salih | 18.02.2009 | Kategori Eğitim

Bilim tarihinin tarihsel gelişimini anlatmadan önce ilkin bilim tarihi nedir? Sorusuna cevap vermek gerekir. Bilim tarihi basit bir tarifle bilimsel bilginin bir süreç içindeki gelişim ve değişimlerini, onları üreten toplumlardaki değişim süreçlerinin ışığında ele alıp değerlendiren bir disiplindir. Adından da anlaşılacağı gibi, bilim tarihi aslında iki disiplini kavrayıp kapsayan bir disiplindir. Bunlardan birisi bilim diğeri tarihtir. Bunlardan bilim, bilindiği üzere, doğayı, insanı ve toplum yapısını inceleyen disiplinlerden meydana gelen, belli bir yöntemi olan sistematik bilgi bütünüdür. Tarih ise, insanla başlayan tarihi süreç içinde olup biten olayları, çeşitli yazıları doküman ve muhtelif belgelere dayalı olarak inceleyen bir disiplindir.
Bilim tarihi ise bir disiplin olarak, konusu bilim olmakla birlikte, tarihi yöntemi kullanan, konuyu tarihsel olarak ele alan bir disiplindir. Ancak daha önce de ifade edilmiş olduğu gibi, bilim tarihçisi bilimsel olayları sadece kronolojik açıdan ele almaz, aynı zamanda, toplum içinde onun hangi şartlarda ortaya çıktığını ve hangi şartlarda geliştiğini de araştırır. Dolayısıyla, bilim tarihi sadece salt siyasi tarih ve siyasi olayları göz önünde bulundurmaz; bilimin seyrini, toplum değerlerini, yapısını ve genel olarak toplumdaki temel prensipler ve toplumu şekillendiren her türlü olayı da göz önünde bulundurarak değerlendirir. Bundan dolayı onun, başta felsefe olmak üzere, dinle ve sanatla olan bağlantısı inkar edilemez. devamı »

Bu yazı toplamda 3976, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Share

Lafonten Kimdir LaFontenin Hayatı

Yazar Salih | 17.02.2009 | Kategori Eğitim

Lafonten Kimdir LaFontenin Hayatı
Jean de La Fontaine
Doğumu 8 Temmuz 1621
Fransa/Château-Thierry Ölümü 13 Nisan 1695
Fransa / Paris

Jean de La Fontaine (okunuşu Lafonten) (d. 8 Temmuz 1621Château-Thierry – ö. 13 Nisan 1695 Paris) Fransız şair ve yazar.

Yazdığı fabl eserleri ile tanınmıştır. Varlıklı bir ailenin çocuğuydu. Pariste kolejde okudu. Hukuk tahsili yaptı. Papaz yetiştirilmek istenildi ise de kiliseden ayrıldı. Okul hayatında başarılı bir öğrenci olamadı. Gençliğinde baba mesleği olan orman ve su kanalları işleriyle uğraştı. Çeşitli memurluklarda bulunmuş, düzensiz bir hayat yaşamıştır.

1673 senesinde Madam de la Sablièrenin himayesine girerek burada ilimfelsefeciler ve yazarlarla tanıştı. İlk masallarını burada yazdı. Çağdaşları, La Fontainei . bir masal yazarı olarak görüyorlardı. Halbuki La Fontaine, yazdığı masallarda Dede Korkut masallarındaki uslupla hayvanlaraahlaki karakterler vererek onların şahıslarında bazı insan karakterlerini tenkidahlak dersi vermiştir. Buna edebiyatta teşhis ve intak sanatı denir. La Fontainein bu hususiyeti çok geç fark edilmiştir. Eserlerinde sadelik ve açıklık görülür. Konuşma şeklinde akıcı şiirleri, hayvanlar üzerinde tenkitleri, incitmeden iğneleme usulleri ile Fransız edebiyatına büyük eserler kazandırmıştır. adamları, etmiş, bir devamı »

Bu yazı toplamda 10768, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Share

Doğal Afetler

Yazar Salih | 17.02.2009 | Kategori Eğitim

Böylece, dünya genelinde konu ele alınınca, doğal afetlerin büyük bir kısmını meteorolojik afetlerin oluşturduğu görülür. Yine bu tabloya göre dünyadaki doğal afetlerin en önemli üçünü de meteorolojik afetlerin oluşturduğu görülmektedir. Doğal afetlerin çeşitleri ve önem sıraları ülkeden ülkeye de değişmektedir. Örneğin, Güney Avrupa ve Akdeniz ülkelerinde doğal afetlerin önem sırası Tablo 2’de olduğu gibidir.

Akdeniz ülkelerinde doğal afetlerin önem sırası (DeParatesi, 1989).

Hızlı Gelişen Yavaş Gelişen

Deprem 1. Ormansızlaşma
Seller ve Taşkınlar 2. Kuraklık
Orman Yangınları 3. Heyelan
Dolu Fırtınaları
Çığlar
Donlar

Ülkemizde en sık görülen meteorolojik karakterli doğal afetler ise dolu, sel, taşkın, don, orman yangınları, kuraklık, şiddetli yağış, şiddetli rüzgar, yıldırım, çığ, kar ve fırtınalardır. Doğal afetlerde sayılar dikkate alındığında %65 ile fırtınalar ve sellerin baskın olduğu görülür. Tarım Sigortaları Vakfına göre son 10 yılda ülkemizde (17 Ağustos 1999 depremi hariç) meydana gelen 390,000 civarındaki ölümün % 58’ine seller neden olmuştur. Doğal afetlerin neden olduğu ekonomik kayıplarda depremler, fırtınalar ve sellerin payı % 30 civarındadır. devamı »

Bu yazı toplamda 7542, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Share

Sinekli Bakkal ve Halide Edip

Yazar Salih | 17.02.2009 | Kategori Eğitim

Sinekli Bakkal ve Halide Edip
Romanın geneli göz önüne alınırsa siyasal,toplumsal ve duygusal sorunlarla örülmüş bir olay örgüsü dikkati çeker. II.Abdülhamit dönemi anlatılmaktadır. Ama sadece bir dönemin anlatıldığı bir roman değildir. Romanda Rabia’nın hayat hikayesi daha ön plandadır. Yazar,bu romanda kendi inandığı felsefeyi, değerleri olay örgüsüyle birlikte anlatıyor.

Kronolojik sırasıyla yazarın hayatı yaklaşık iki sayfa sürdüğü için ve dilenirse ayrıntılı olarak başka yerlerden de ulaşılabileceğinden hayatına çok kısa değineceğim:

Halide Edip, 1882 İstanbul’da doğdu. 1897 İlk çevirisi yayınlandı(J.Abbot’tan Mother adlı eserin çevirisiyle II. Abdülhamit tarafından şefkat nişanı ile ödüllendirildi) . 1917’ye kadar olan anılarını Mor Salkımlı Ev adlı eserinde anlattı.1922’ye kadar olan anılarını da Türkün Ateşle İmtihanı adlı eseriyle yayınladı. devamı »

Bu yazı toplamda 3426, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Share