Güncel ve Genel Bilgi Desteği
Giriş Sayfanız Yapın  Güncel ve Genel Bilgi Desteği    Sık Kullanılanlara Ekleyin
Follow @yucinbil
II. Bayezid
Yazar jawscod2 | 20.03.2008 | Kategori Tarih
Modon fetihnâmesinde, “Emiru’l-Mü’minîn Sultanu’l-Guzat ve’l-Mücahidîn Nâsiru’s-Seriat ve’l-Milleti ve’d-Din Giyâsu’l-Islâm ve Muinu’l-Müslimîn Sultan Bâyezid diye anilan Sultan II. Bâyezid, 85l (l447) yilinda Dimetoka’da dogdu. II. Bâyezid, Fâtih Sultan Mehmed’in, Gülbahar Hatun’dan dogan büyük ogludur. Yedi yasinda iken Amasya sancakbeyligine gönderildi. Sultan II. Bâyezid’in zamani, gerek Osmanli cografyasi, gerekse ekonomik hayati bakimindan istikrarli ve emniyetli bir devir idi. Gerek bu gerekse ve daha önceki dönemlerde yenilmeye degil, genellikle yenmeye alismis bir kütle psikolojisi için, hududlardan sadece zafer sesleri degil, refah ve bolluk da beraber girmekte bulunuyordu.
devamı »
Bu yazı toplamda 1662, bugün ise 0 kez görüntülenmiş
Yavuz Sultan Selim
Yazar jawscod2 | 20.03.2008 | Kategori Tarih
Kaynaklarin, ortaboylu, toparlak ve kirmiziya çalan beyaz yüzlü, çatik kasli, beyaz disli, omuzlari ile gögüs arasi açik, sakalsiz, pala biyikli, sert bakisli, cesur, gayretli, çok mahir bir avci, harp sanatinda emsalsiz bir komutan olarak bildirdikleri Yavuz Sultan Selim, âlim ve edipleri seven, Sark dillerinden Arapça ve bilhassa Farsça’ya tam manasi ile vâkif bir hükümdar idi. Kendi el yazisi ile olan Farsça manzumeleri, Topkapi Sarayi Müzesi Arsivi’nde bulunmaktadirlar. Yavuz Sultan Selim, hem Farsça hem de Türkçe siir söyleyebiliyordu. Farsça olan Divân’i l306 yilinda Istanbul’da basilmis olup, l904 tarihinde de Alman Imparatoru Wilhelm II.’nin emri ile Paul Horn tarafindan Berlin’de yeniden nesredilmistir. Trabzon’daki valiliginden itibaren meclisinde sairleri bulundurmayi aliskanlik haline getirmisti. Câfer Çelebi, Ahi ve Revânî, onun meclisinin müdavimleri idiler. Siyer ve Tarih ilminde epey mütalaasi oldugundan bu konuda mahir bir sahsiyet olarak kendisinden söz edilmektedir. Bos zamanlarini âlim ve ediplerin meclislerinde geçirmekten hoslanirdi. Ilmi sever ve ülemaya hürmet ederdi. Tarih, felsefe ve tasavvuf sahalarinda genis bir bilgisi vardi. Özellike edebî bir lisanla ve pek muglak olan “Tarih-i Vassaf”i çokça mütalaa ederdi ki bu, onun ilimdeki yüksek vukufunu göstermektedir. Hazarda olsun seferde olsun, vakit buldukça ilmî mütalaalar ile mesgul olurdu. Nitekim, Misir’dan Istanbul’a gelinceye kadar Ibn Tagriberdî’nin “en-Nücûmu’z-Zâhire” adli eserini Ibn Kemâl’e tercüme ettirerek menzillerde parça parça kendisine takdim edilen tercümeleri okurdu. Yine o, Misir’daki ikameti esnasinda, Hind ve Çin haritalarini yaptirmisti. O, sair, mutasavvif ve filozof bir hükümdardi.Uzunçarsili’nin degerlendirmesiyle o, Osmanli hükümdarlari arasinda ilim itibariyle en yüksegi idi. Sam’in Sâlihiyye semtinde câmi ve imâret insa ettiren Yavuz Sultan Selim, oradaki Muhyiddin Arabî’nin türbesini de bulup yaptirdi. Böylece o, ( ) Sam’daki bu tesisler ile Konya’da Mevlevî Tekkesi’ne getirdigi sudan baska bir hayir yapamamisti. Zira benzer hayir isleri için fazla zaman bulamamisti. Hatta Istanbul’daki kendi câmiinin bile temellerini attirmis fakat ikmâline imkân bulamamisti. Osmanli Devleti’nin 9. hükümdari olan Yavuz Sultan Selim, Müslüman – Türk âleminin ilk halifesi olarak dünyada ilk defa “Hâdimu’l-Haremeyn es-Serifeyn” ünvanini almisti. Babasi II. Bâyezid, annesi Dulkadiroglu Alaüddevle’nin kizi Ayse Hatun’dur. Babasinin sancak beyi olarak bulundugu Amasya’da dünyaya gelen sehzâdenin dogum tarihi hakkinda verilen kayitlar, hicrî 87l, 872 ve 875 (m. l466, l467 ve l470) yillari seklinde epey farkliliklar göstermektedir.
devamı »
Bu yazı toplamda 1759, bugün ise 0 kez görüntülenmiş
Kanuni Sultan Süleyman
Yazar jawscod2 | 20.03.2008 | Kategori Tarih
Osmanli Devleti’nin onuncu pâdisahi olup, Yavuz Sultan Selim’in ogludur. Osmanli hânedanindaki resmî ve mesrû silsileye göre onuncu hükümdar ve bu isimdeki pâdisahlarin ilki sayilmaktadir. Osmanli kaynaklari ve umumî efkâri onu, kanun koyucu (vâzii) vasfidan dolayi genellikle “Kanunî Sultan Süleyman” diye isimlendirirken, bati kaynaklari ile batililar, büyük ve kudretli vasfindan dolayi kendisini “Muhtesem ve Büyük” (Magnificent, Magnifique, Der Practige, çogu zaman da sadece Grand Turc) gibi isimlerle anmislardir.
Batili bir tarihçi, onun dönemi ve sahsiyetinin büyüklügü hakkinda bilgi verirken su ifadeleri kullanir: “Kanunî, “Muhtesem” ve “Büyük” gibi ünvanlarla anilan Süleyman’in sultanlik çagi, Osmanli tarihinin en önemli devresidir. Devlet, kudret, yeni fetihler, medeniyetinin, kanun ve mimarlik anitlarinin en güzel varligini bu pâdisaha borçludur. Osmanlilarin sadece “Kanunî” ünvanini verdikleri, fakat Avrupa tarihçilerinin “Büyük” sifati ile adlandirdiklari Osmanli Pâdisahi sadece Sultan Süleyman’dir. Sultan Süleyman devri, bütün dünyada gelisen büyük olaylar dolayisiyle Yeni Çag tarihinin en dikkate deger safhalarindan birini teskil eder. XVI. yüzyilin baslarinda, Amerika’nin kesfinden sonra, Avrupa politikasinin denge sistemi kurulmus ve kuvvetlenmis; Hiristiyanlikta ortaya çikan Reform, insan esprisine bir yeni yol açmistir. Bundan daha hasmetli çalisma ve büyük sonuçlu zaman, insan tarihinde güç bulunur. Fransa’da I. François ve Ingiltere’de VIII. Henri’nin kurduklari hükümetler; Papa X. Leo’nun kültür, bilim ve sanayinin gelismesine ön ayak olmasi, Sarlken’nin yeni mezhebe karsi bas kaldirisi, Andreas Gritti’nin Venedik Doçu makamini isgal etmesi gibi tarihin önemli olaylarini bünyesinde toplayan bir asra az rastlanir. Iste Kanunî, söhret sahibi bütün bu hükümdarlarla hakkiyle rekabet edebilecek bir hükümdardir. Kanunî, Osmanli Pâdisahlari’nin onuncusudur. Bu rakam, ugurlu telakki edilmistir. Ayrica, Padisahin onuncu hicret asrinin basinda (H. 900 / M.l495 ) dogmus olmasi da mânali sayilmistir.”
devamı »
Bu yazı toplamda 4602, bugün ise 0 kez görüntülenmiş
Avrupa Siyaseti
Yazar jawscod2 | 20.03.2008 | Kategori Tarih
Yavuz’un yerine tek oğlu 25.5 yaşındaki Kanunî Sultan Süleyman geçti. Babasının İran ve Turan siyasetini durdurmak mecburiyetinde kaldı. Zira Avrupa’da Charles-Quint devi zuhur etmişti. Avrupa’nın büyük kısmını İspanya kralı ve Almanya imparatoru sıfatıyla ele geçirmiş, diğer kısımlarını nüfuzu altına almıştı. Fransa’yı tehdit ediyordu ve kuzey Afrika’da Barbaros Hayreddin Paşa ile savaşıyordu. Türkiye bu devi alt edemediği ve makul sınırlara itemediği takdirde Osmanlı cihan devletinin geleceğinin kararacağı âşikâr idi. Akrabalık yoluyla çok geniş sınırlı Macaristan krallığını da nüfuzu altına alan Charles-Quint devini, Orta Avrupa ve Batı Akdeniz’de mutlaka ezmek icap ediyordu. Sultan Süleyman, Orta Avrupa’nın kilidi sayılan daha önce 3 ayrı padişahın 3 defa kuşatıp alamadığı, Türkiye’nin kuzey sınırı üzerinde Macaristan’ın en müstahkem kalesine, Belgrad’a yürüdü ve fethetti (1521). devamı »
Bu yazı toplamda 3519, bugün ise 1 kez görüntülenmiş
Doğu Siyaseti
Yazar jawscod2 | 20.03.2008 | Kategori Tarih
1514 darbesi 1533’e kadar 19 yıl, dünyanın Türkiye’den sonra gelen 2. devleti durumundaki İran Türk Safevî imparatorluğunu hareketsiz kıldı. Ama stratejik çekişmeyi ortadan kaldırmak mümkün değildi. Kanûnî devrinde bütün Arap ülkelerini, Basra Körfezi ve Hint Okyanusu’ndan Atlas Okyanusu’na kadar ele geçirmek siyaseti güdüldü. Behemehâl Basra Körfezi’ne inmek, Kafkasya’ya tırmanmak icap ediyordu. Kafkasya ve Basra Körfezi ise İran Türk imparatorluğunun elinde idi. Bu devirde İran olmasa, Türkler Almanya’yı geçer ve soluğu Ren kıyılarında alırlardı. Bir kaç tarihçi bu noktaya ehemmiyetle işaret etmişlerdir. İran savaşları çok çetindi.
Mesafe uzundu. İran ordusu tamamen Türkmenlerden müteşekkil yiğit bir atlı ordu idi. Ancak Osmanlı Akıncı, piyade, bilhassa topçu üstünlüğü Türkiye’yi galip kılıyordu. Bununla beraber İran, Çaldıran’ı asla unutmamıştı. Osmanlı’ya karşı meydan muharebesi kabul etmiyor, geniş sahaları boşaltıp Osmanlı ordusunun önünden çekiliyordu. Safevî stratejisi bu idi. Tebriz, Osmanlı sınırına çok yakın olduğu için Şah İsmail’in oğlu ve halefi devrinde İran, taht şehrini daha içeriye, Kazvin’e almıştı.
devamı »
Bu yazı toplamda 2935, bugün ise 0 kez görüntülenmiş
Osmanlıda Felaket Seneleri
Yazar jawscod2 | 20.03.2008 | Kategori Tarih
1683-1699 büyük savaşına Felaket Seneleri denir. Bu yıllarda Türkiye, tek başına kudretli bir koalisyonla savaşmıştır. Almanya İmparatorluğu, Rusya imparatorluğu, Polonya krallığı ve Venedik Cumhuriyeti, bu koalisyonun büyük devletleridir. Bunlara, Türkiye’nin hemen daimî denecek şekilde harp halinde bulunduğu İspanya krallığı ile bir sürü orta ve küçük boyda devlet de eklenebilir.
En büyük cephe Alman-Türk harbinini cereyan ettiği Macaristan idi. 1684 kuşatmasını savuşturan Budin, 18 Haziran 1686’da Müttefiklerce yeniden kuşatıldı ve çok şiddetli bir savunmadan sonra 2 Eylülde düştü. Şehirdeki (Budapeşte) bütün Türkler kılıçtan geçirildi. Bir kısmı Tuna yoluyla kaçabildi. Budin Beylerbeyisi Vezir Abdurrahman Abdi Paşa, şehitler arasında idi. Şehirdeki 81 cami ve bu adede uygun binlerce Türk bayındırlık eseri temellerine kadar tahrip edildi.
devamı »
Bu yazı toplamda 3050, bugün ise 0 kez görüntülenmiş
Duraklama Dönemi
Yazar jawscod2 | 20.03.2008 | Kategori Tarih
III. Mehmet zamaninda Avusturya’ya karsi devam ettirilen savaslarda Egri, Kanije ve Haçova zaferleri elde edilmisse de I. Ahmet (1604-1617), Zitvatorok Antlasmasini imzalayarak (1606), Osmanlinin, Avrupa’daki üstünlügünün sona erdigini bir anlamda kabul ediyordu. Her ne kadar ele geçen topraklar bu anlasmayla Osmanlida kaliyorsa da, artik iki devletin “esit” sayildigi hükme baglanmisti. XVI.yüzyil baslarindan itibaren Avusturya ve Iran’la girilen uzun savaslar, ehliyetsiz idareciler, liyakatin yerini iltimas ve rüsvetin almasi, buna bagli olarak devletin askerî ve iktisadî düzeninin temelini olusturan timar sisteminin bozulmaya baslamasi, devletin güç ve otoritesini, halkin huzur ve asayisini güvenligini sarsmistir. XVII. yüzyila girilirken bu olumsuz sartlar, anarsinin artmasina sebep olmustur. Merkez ve tasra teskilâtinda görülen bozulmalar, pek çok isyanin çikmasini ve dolayisiyla devlet nizaminin sarsilmasini beraberinde getirmistir. Bu isyanlari üç grupta toplamak mümkündür; Tasrada çikan Celalî Isyanlari, Eyalet isyanlari ve Istanbul merkezli kapikulu isyanlari. Celalî isyanlarinin en önemli sebepleri, yukarida da belirttigimiz gibi, devletin uzayan savaslara bagli olarak azalan gelirlerini karsilayabilmek için vergileri artirmasi, timar sistemindeki bozulmalar ve köylünün artan vergilere karsi huzursuzluklari idi. Halkin devlete olan güveninin sarsilmasi, isyancilarin gücünü daha da artiriyordu. Kalenderoglu, Karayazici, Deli Hasan gibi Celâlîlerin isyanlarina, medrese ögrencisi suhteler ve basibos leventlerin isyanlari da eklenince, devlet isyanlari bastirmada oldukça zorlandi. Bu isyanlar yüzünden özellikle Anadolu’da dirlik ve düzenlik kalmadigi gibi, iktisadî durum da oldukça bozulmustur. Yine bu otorite boslugu nedeniyle Erzurum ve Sivas gibi yerlerin valileri ile Yemen, Bagdat, Eflâk, Bogdan gibi bagli eyaletlerin yerli yöneticileri de isyan etmislerdi.
devamı »
Bu yazı toplamda 2958, bugün ise 0 kez görüntülenmiş
Kuveyt Emiri parlamentoyu feshetti
Yazar jawscod2 | 20.03.2008 | Kategori Dünya
Kuveytli milletvekilleri, ekonomik reformların ertelenmesinden dolayı yaşanan siyasi krizin ardından Kuveyt Emiri Şeyh Sabah El Ahmed El Sabah’ın parlamentoyu feshettiğini açıkladı. Ülkede genel seçimler 17 Mayıs’ta yapılacak.
Kuveyt’te hükümetin parlamentoya sunduğu ekonomik reformlar konusunda parlamento ve hükümet arasında yaşanan anlaşmazlık, siyasi krize dönüşmüştü. Reform paketi, Kuveyt’in diğer komşu Körfez ülkeleri Bahreyn ve Birleşik Arap Emirlikleri’nden ekonomik olarak farklı bir yol izlenilmesini içeriyordu.
devamı »
Bu yazı toplamda 1213, bugün ise 0 kez görüntülenmiş
Osmanlıda Anarşinin Hortlaması Ve Köprülüler
Yazar jawscod2 | 20.03.2008 | Kategori Tarih
IV. Murad’ın yerine kardeşi İbrahim Han (1640-1648) geçti. Onun saltanatı yıllarına Samur Devri denmektedir. Saltanatının ilk yarısı, ağabeyinin devrinin devamı gibidir. İkinci yarısında huzur bozulur ve anarşi hortlar.
Bu hükümdar zamanında büyük ve uzun bir Venedik savaşı başlar. Donanma-yı Hümayun İstanbul’dan hareket eder (30 Nisan 1645). Büyük bir Türk ordusunu Girit adasına çıkartmaya başlar (24 Haziran sabahı). Hanya fethedilir (22 Ağustos). Resmo alınır ve Kandiye muhasarası başlar (7 Temmuz 1647). İpsara’da Venedik donanması ezilir (9 Mart 1648). Ancak Kandiye bir türlü düşürülemez. Bütün Avrupa’dan çok büyük ölçüde yardım alan Venedik Cumhuriyeti Girit’te tutunmak için büyük azim gösterir ve Kandiye kalesini vermez. İki tarafın akıl almaz kayıpları içinde savaş uzayıp gider. Venedik, Ege ve Doğu Akdeniz’de son üssünü kaybetmemek için azimli gibidir.
devamı »
Bu yazı toplamda 5799, bugün ise 0 kez görüntülenmiş
Lale Devri
Yazar jawscod2 | 20.03.2008 | Kategori Tarih
Pasarofça Antlasmasi neticesinde ortaya çikan barisi iyi kullanmak isteyen Osmanlilar, artik Avrupa karsisinda savunma durumunda kalacagini anladigindan, Balkanlardaki sinir kalelerini tahkim etme, bölge halkini yaninda tutmak için vergileri azaltma siyaseti uygulamaya agirlik vermekteydi. Damat Ibrahim Pasa, Osmanlilara üstünlük kurmus olan Avrupa’yi her yönüyle tanimak için Avrupa baskentlerine elçiler göndertti. 1718-1730 yillari arasindaki bu dönem, sanatta lâle motifinin islenmesi sebebiyle “Lâle Devri” adiyla anilmaktadir. Bu dönemde matbaa açilmasi, çini ve kumas fabrikasi kurulmasi gibi bazi müspet yenilikler yapilmissa da, III. Ahmet ve saray çevresinin sasali eglenceleri ve harcamalari huzursuzlugu artirmaktaydi. Damat Ibrahim Pasa’nin, Iran’a karsi baslatilan savasta (1722) kesin netice alamamasi ve uzayan savas esnasinda Tebriz’in sadrazamin gizli emriyle Iran’a terk edildigi haberi, muhalefetin harekete geçmesine yetti.
devamı »
Bu yazı toplamda 3023, bugün ise 0 kez görüntülenmiş
Kategoriler
Arşiv - Takvim
| P | S | Ç | P | C | C | P |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | 2 | 3 | ||||
| 4 | 5 | 6 | 7 | 8 | 9 | 10 |
| 11 | 12 | 13 | 14 | 15 | 16 | 17 |
| 18 | 19 | 20 | 21 | 22 | 23 | 24 |
| 25 | 26 | 27 | 28 | 29 | 30 | 31 |

