cnc, istanbul, torna, işleme merkezi


Bebeğinizi ilk 2 yıl televizyon ekranlarından uzak tutun

Yazar filiz | 29.12.2007 | Kategori Sağlık

Bebeğinizi ilk 2 yıl televizyon ekranından uzak tutun     

izlerken saatlerin nasıl geçtiğini fark edemediğimiz televizyonu dünyada en çok Türkler seyrediyor. Yapılan çalışmalar Türkiye’de 17,5 milyon hanede yetişkinlerin günde beş buçuk, çocukların ise üç buçuk saat televizyon izlediklerini gösteriyor.

Son yıllarda özellikle küçük çocukların uzun süreler televizyon seyretmesinin sosyal gelişim üzerine muhtemel olumsuz etkileri çok fazla tartışıldı. Ama gördükleri reklâmlara ve renkli görüntülere karşı büyük ilgi gösteren bebeklerin bu durumdan ne kadar etkilenebilecekleri göz ardı ediliyor. Uzmanlar, ailelerin 2 yaş öncesinde çocuklarına kesinlikle televizyon izletmemesi gerektiğini söylüyor. Televizyonun bu yaştaki çocukların gelişimlerini olumsuz etkilediği uyarısında bulunuyor. Dil gelişimleri de ciddi biçimde geciken çocuklar ilerleyen yaşlarda büyük problemlerle karşılaşabiliyor.

Pedagog Melda Alantar, bu dönemde aşırı televizyon izleyen çocukların dikkat eksikliği yaşayabileceklerini belirtiyor. Alantar, “Bu dönemde aşırı televizyon izleme ile; hiperaktivite bozukluğu ve otizm arasında ilişki olduğunu gösteren pek çok araştırma yapıldı. Bu nedenle Amerikan Pediatri Akademisi, önlem olarak 0-2 yaş çocuklarının televizyon ekranlarından uzak durmaları gerektiğini önemle vurguluyor.” ifadelerini kullanıyor. Pedagog Alantar, televizyonun dil gelişimine engel olduğunu dile getirdi.

0-2 yaş çocuğunun dil gelişimini desteklemek için neler yapılmalı?

Bebeğinizin gözlerinin içine bakın ve gülümseyerek onunla konuşun. Onu ismi ile çağırın.

Yatağın üzerine bebeğin göz teması kurabileceği, renkli, farklı sesler çıkaran hareketli oyuncaklar asın. Seslere yönelmesi, hareketleri izlemesi için yönlendirin. 4. aydan sonra oyuncağa uzanması için destekleyin.

3-4’üncü aydan itibaren bebeğinizi kucağınıza alarak ayna karşısına geçin. Ona ismi ile seslenin, çıkardığı sesleri tekrar edin.

Bebeğinizi olabildiğince çok, aile görüşmelerine dahil edin. Akşam yemeğinde masada diğerlerinin konuşmalarını dinleyerek çok sayıda kelime öğrenir.

Resimli kitaplar okuyun. Sayfaları çevirmesi için fırsat tanıyın. Okuduğunuz hikâyeler hakkında basit sorular sorun.

Masal, çocuk şarkıları, ninni, klasik müzik dinletin.

çocuğunuzla bebeksi konuşmak yerine onunla doğal şekilde konuşun

Bir yaşından itibaren bebeğinize çevresini keşfetmesi için fırsat tanıyın.

Etrafındaki insanlara, çocuklara tepki göstermesi için onu cesaretlendirin; gülümsemek, el sallamak gibi. Yaşıtlarıyla zaman geçireceği ortamlarda bulunmasını sağlayın.

1,5 yaşından itibaren bebeğinize resim kâğıdı ve boyalar vererek resim yapması için destekleyin.

Bu yazı toplamda 2704, bugün ise 1 kez görüntülenmiş

Share

Beyaz Show da helyum kahkahaları

Yazar admin | 29.12.2007 | Kategori Eğlence

Beyaz Show da helyum kahkahaları

Bu yazı toplamda 3460, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Share

Binlerce eğitimciyi bekleyen tayin krizi

Yazar fizzle | 29.12.2007 | Kategori Eğitim

Milli Eğitim 1.5 yıl önce yanlış atama yaptığı binlerce öğretmeni eski okullarına geri gönderiyor. Öğretmenler, evlerinin, çocuklarının, okullarının ve eşlerin işleri nedeniyle mahkeme gidiyor.
Eğitim-Sen, Milli Eğitim Bakanlığı’nın yönetici atama yönetmeliğinin bazı maddelerine “hukuka aykırı olduğu” gerekçesiyle itiraz etmişti. Danıştay, bu maddelerin iptaline karar vermişti. Ancak atamalarında “takdir hakkı” kullanılmayan eğitimcilerin, Danıştay’ın bu kararından etkilenmemesi gerekiyordu. Bakanlık bütün atamaları ayrım gözetmeksizin iptal etmek için harekete geçince eğitimciler ayağa kalktı. Görev yerleri, eşlerinin işleri ve çocuklarının okulları tayinlerle birlikte değişen eğitimciler bakanlığın kararından vazgeçmemesi halinde mağdur olacaklarını ve ailelerinin parçalanacağını söylüyor. “Bakanlık geri adım atmazsa dava açacağız” diyorlar.

Eğitim-Sen’in avukatlarından Mehmet Tiryaki, Milli Eğitim Bakanlığı ile yaşadıkları sorun ve dava süreciyle ilgili olarak NTVMSNBC’ye şu değerlendirmeyi yaptı:

Av. Mehmet Tiryaki (EĞİTİM-SEN Avukatı)
KEYFİ ATAMALARA SON VERİLMELİ
2004 tarihli Yönetici atama yönetmeliğinde 4 Mart 2006’da R.G’de yayınlanan bir değişiklik yayınlandı. Yayınlanan değişiklikle takdir puanı değerlendirme formu gibi değişiklikler yapıldı. Yönetici atamalarında siyasi kadrolaşmaya, yönetici atamalarında keyfi atamalara olanak verecek bir düzenlemeydi bu. Biz de bu nedenle yönetmeliğini bu hükümleri ve yönetmeliğin ekinde yer alan formun iptali için dava açtık. Takdir puanına ilişkin olarak yürütmenin durdurulması kararı verildi. MEB ile şöyle bir sorun yaşıyoruz: Diyelim ki MEB bir düzenleme yapıyor. Bu düzenlemeye göre dava konusu olayda olduğu gibi yöneticiler atanıyor, bizim açtığımız dava üzerine de mahkeme bu yönetmeliğin atamaya ilişkin hükümlerinin hukuka aykırı olduğuna karar veriyor. MEB diyor ki; ‘Tamam, mahkeme kararını uyguluyorum, artık bu tarihten sonra bu yönetmeliğe göre atama yapmayacağız. İşlem yapmayacağım.’ Biz de MEB’e diyoruz ki, ‘Sizin yaptığınız yönetmelik hukuka aykırılığı yayınlandığı günden itibaren, mahkeme kararıyla ortaya konulmuştur. Dolayısıyla yaptığınız atamaları geri almanız gerekir.’ MEB böyle yapmıyor. Biz bunun üzerine resmi olarak bakanlığa başvurduk; atamaların geri alınmasını istedik.

 MEB da geri almayacağı anlamına gelecek bir yanıt verdi. Bunun üzerine bir dava açtık. Buşvurumuzun reddedilmesi ve yapılan atamaların geri alınması sonucunu doğuracak bir dava. Danıştay da yapılan atamaların geri alınması gerektiğine karar verdi. MEB, mahkeme kararını bu kez uyguladı ama bu yönetmeliğe göre yaptığı bütün atamaları geri alıyor. Oysa bunların içerisinde yer değiştiren yöneticiler de vardı. Öğretmen, müdür yardımcısı veya müdür olmamış da, bir okulda müdür yardımcısı veya bir okulda müdür, bir başka okula tayini çıkmış, yer değiştirmiş. Bu kişiler için bir takdir puanı verilmemiş, bir değerlendirme yapılmamış. Bu tür atamaların geri alınmaması gerekir. Asıl sorun buradan kaynaklanıyor. Sendika olarak bizim görüşümüz bu.

EĞİTİMCİLER NE YAPMALI?
Yönetmeliğin yürürlüğü durdurulan hükümleri belli. Bunlara göre yapılan atamaların geri alınması gerekiyor. Yönetmeliğin yer değiştirmeyle ilgili 26. maddesine ilişkin bir dava açmadık ve buna ilişkin Danıştay bir karar vermediğine göre görev yeri değiştirilenlerin yapılan atamalarının iptali doğru değil. Eğitimciler kurumlarına, milli eğitim müdürlüklerine, atamayı kim yapmışsa (Bazı okullara atama yetkisi valiliklerde, bazı okullar için Bakanlık’tadır), “Danıştay kararı bu anlama gelmiyor, yaptığınız atamanın iptal edilmesi doğru değil” diye başvurmaları, başvuruları reddedilerse de dava açmaları gerekiyor.

Halil Etyemez: (Eğitimciler Birliği Sendikası Genel Sekreteri)
CİDDİ BİR HUZURSUZLUK VAR
Eğitimciler Birliği Sendikası Genel Sekreteri Halil Etyemez de, konuyu yargıya taşıyacaklarını belirterek “Mahkemenin kararının idare tarafından iyi yorumlanıp, mağduriyetlere yol açmaması gerekirdi. Genelgeye itirazımız var. Kapsam içinde olmayanları kapsam içine almamaları gerekiyordu” dedi. Etyemez’in değerlendirmeleri şöyle:
İnsanlar bir ilçeden başka bir ilçeye- ile gitmiş, evini değiştirmiş, ekonomik bir takım sıkıntılara girmiş, kalkıp siz eski yerlerine geri gönderiyorsunuz. Eğitim kurumlarını zorda bırakacak bir karar. Binlerce eğitimci bundan etkilenecek. MEB’nın yaptığı bu uygulamayı mahkemeye taşıyacağız. Karardan müdür veya müdür yardımcıları dışında görev yaptıkları yerdeki öğretmenler de eğitim kurumları da etkileniyor. Çok ciddi bir huzursuzluk oluşturuyor.

KONUYU YARGIYA TAŞIYACAĞIZ
Farklı atama biçimleri var; ilk atma, yeniden atama, isteğe bağlı yer değiştirme ve 5 yılını dolduran okul müdürleri için zorunlu yer değiştirmeleri gibi. İtirazımız şu: Atamalarında takdir yetkisi kullanılmamışsa, takdir puanı verilmemişse; ilk atamalarda ve yer değiştirmelerde takdir puanı kullanılmayan kişilerin de yine atamasının iptal edilmemesi gerekiyor. İptal erdilen maddeler bu kapsam içinde değil. Öyleyse bu kişilerin atamalarının iptal edilmemesi gerekiyor. Bakanlık gönderdiği genelge ile bütün atamaları iptal ediyor. Bütün illerde de bu genelgeyi çok iyi yorumlayamayan yöneticilerimiz, yönetmeliği dayalı bütün atamaları ayrım gözetmeksizin iptal ediyor. Biz resmi yazıyla MEB’e başvurduk. Bakanlıktan alacağımız cevaba göre konuyu biz de yargıya taşıyacağız. Bu durumda olan yöneticilerimize hukuki destek veriyoruz. Dilekçe örnekleri hazırladık, isteyen arkadaşlarımız web sayfamızdan ulaşabilir.

CEZAYI BİZ ÇEKİYORUZ
NTVMSNBC’ye uğradıkları mağduriyetle ilgili açıklama yapan eğitimcilerden F.S, müdür yardımcısı iken takdir notu kullanılmaksızın yer değiştirerek bir ilçeden ile tayininin yapıldığını belirterek, karşı karşıya oldukları sıkıntıları dile getirdi: “1,5 yıllık süre içinde eşimizin tayinini yaptırdık. Çocuğumuzun eğitimiyle ilgili hedeflerini geldiğimiz yere göre belirledik. Geldiğimiz yerdeki evimizi-ocağımızı boşalttık. Eski görev yerlerimize geri dönmemiz için tebligat yapıldı. 15 gün içinde eski görev yerlerine dönmemiz isteniyor. Eşimiz ve çocuklarımız başka yerde biz başka yerde kalacağız. Devletimize, çıkarttığı yönetmeliklere güvendik. Ama cezayı biz çekiyoruz. 2007 atamalarında 10 bin civarında atama iptal edilmişti ama asaletleri bozulduğu halde herkes ‘görevlendirme’ ile aynı görev yerlerinde bırakıldı. Ama bize bu yapılmadı. Her iki genelgede de, “eğitim öğretimi aksatmadan gereken önlemlerin alınması…’ ibaresi kullanılmış olmasına rağmen, 2007 atamalarında ‘görevlendirme’ suretiyle sorun önlenmiş oldu. Ama bize yerinize gideceksiniz, görevlendirme yapmıyoruz deniliyor. Bunun hukuksal dayanağını anlamakta güçlük çekiyoruz”.

Bu yazı toplamda 4567, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Share

Hamile kalmaya karar verdiyseniz..

Yazar Swan | 29.12.2007 | Kategori Sağlık

 Hamile kalmaya karar verdiyseniz..

İnsanın hayatında verdiği en önemli kararlardan birisi çocuk sahibi olmak istemesidir. Hayatının herhangi bir döneminde çocuk sahibi olmayı istemeyen kadın yok gibidir. Ancak bu güç karar verildiğinde hamile kalmadan önce hem ruhsal hem de fiziksel olarak hazır olmak gerekir.

İstanbul Özel Hizmet Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Meltem Eğilmez Candangil’in verdiği bilgileri göre, özellikle eşlerin her ikisinin de çalıştığı ailelerde bebeğin bakımı ve duygusal ihtiyaçlarının da karşılanması gerektiği göz önüne alınarak planlama yapılmalıdır.

Bu arada en önemli konulardan biri de anne ve baba adaylarının psikolojik açıdan tam anlamı ile hazır olmaları, herhangi bir psikolojik rahatsızlık nedeni ile tedavi görüyor olmamalarıdır.

Depresyon çağımızın oldukça sık rastlanan bir sorunudur. Anti- depresan ilaç kullanan bayanların hamilelikten korunmaya özellikle çok dikkat etmesi gerekmektedir. Depresyon tedavisinin tamamlanmasından yaklaşık 3-6 ay sonra korunmanın bırakılması tavsiye edilir.

Hamilelik Öncesinde Bunlara Dikkat!

Hamile kalmayı planlayan bir bayanın genel sağlık durumu son derece önemlidir. Hamile adayları için mümkün olduğunca ideal yaşam koşulları istenir. Düzenli alışma ve dinlenme saatleri, uyku saatlerinin yeterli ve uygun koşullarda olması, sigara ve alkol tüketiminin olmaması ve yoğun sigara dumanı olan yerlerde zaman geçirilmemesi önemlidir.

Sigara bilindiği gibi hemen tüm olumsuz etkilerini damar sistemi üzerinden göstermektedir. Bebeği anne ile ilişkilendiren, onun beslenmesini, oksijenlenmesini sağlayan ve atıklarını boşaltan sistem olan plasentanın tamamen bir damar sistemi olduğu düşünüldüğünde sigaranın hamilelik üzerindeki zararları açıkça görülmektedir.

Doğurganlık çağında bir bayanın hiç sigara içmemesi ideal olmakla birlikte en azından hamileliğin fark edilmesi ile birlikte hemen sigara kullanımı bırakılmalıdır. Sigara azaltmak çözüm değildir ve önerilmez. Gebe adayı bir bayanın bilinen hastalıklarının iyi kontrol altında olması çok önemlidir.

Toplumumuzda en sık rastlanan hamileliği komplike edebilecek hastalıklar arasında anemi (kansızlık), diyabet (şeker hastalığı), guatr, kalp romatizması ve doğuştan kalp kapak sorunları gelmektedir. Ayrıca enfeksiyon hastalıklarının bazıları da oluşacak hamilelik için çok ciddi riskler oluşturur. Bunların başlıcaları kızamıkçık, suçiçeği, kabakulak enfeksiyonlarıdır. Bu enfeksiyonlar erken hamilelik döneminde geçirildiğinde bebeğin sakat kalmasına ya da hamileliğin düşükle sonlanmasına neden olabilecek enfeksiyonlardır.

Hamilelik Öncesi Muayene

Normal koşullarda bir bayanın düzenli olarak yılda bir kez jinekolojik muayeneden geçmesi ve temel sağlık taramalarının yapılması gerekmektedir. Bunların başında vajinal smear testi ve meme ultrasonografisi gelmektedir. Hamile kalmaya karar veren bir bayanın ise hamileliğin planlandığı tarihten yaklaşık 3 ay önce kapsamlı bir muayene olması ve bazı tetkiklerin yapılması gereklidir.

Muayene Aşamaları

Anne adayının hamilelik öncesi danışma amaçlı ilk muayenesi adet döneminin hemen bitiminde yapılır. Muayenenin öncesinde detaylı bir hikaye alınır. Bu ilk görüşmede hem anne hem de baba adayının aile geçmişleri sorgulanır, soylarında genetik geçiş gösteren herhangi bir anomali ya da hastalığın olup olmadığı araştırılır.

Eşi ve kendisinin aile fertlerini de içeren anamnez sırasında dikkati çeken noktalar ( özürlü ya da ölü doğan bebekler, kronik hastalıklar, konjenital anomaliler, vs.) incelenmek üzere not edilir. Eşlerin özgeçmişleri de genel sağlık durumları ve geçirdikleri hastalıklar konusunda detaylı bir şekilde taranır.

Sonrasında kalp hastalığı, diyabet, karaciğer hastalığı, böbrek hastalığı gibi kronik sistemik hastalığınız olup olmadığını sorgulanır. Bu hastalıkların varlığı hamileliğin size zarar vermesine neden olabileceği gibi bebeğinizin sağlıklı gelişimine engel olabilmesi açısından da önemlidir.

Anne adayının fizik muayenesini takiben jinekolojik muayenesi yapılır ve bu sırada smear testi alınır. Yapılan muayenede dikkati çeken noktalar (rahimde şekil anomalisi, vajinismus, pelvis darlığı, polikistik over) var ise bunlar kaydedilir ve incelemeye alınır.

Ayrıca miyom, yumurtalık kisti, endometriozis gibi hamileliğe engel olabilecek durumların varlığına yönelik ipuçları aranır ya da daha önceden bu tür durumların varlığı tespit edilmiş ise uygulanan tedaviler ve sonuçları ile ilgili bilgi edinilir. Bazı jinekolojik hastalıklar ve enfeksiyonlar hamile kalmada güçlüğe ya da hamile kalındığında düşüklere neden olabildiğinden jinekolojik öykü son derece önemlidir.

Yaşanılan hamilelikler ile bunların sonuçları ile ilgili bilgiler de önemli ipuçları verebilir. Eğer daha önce doğum yapılmışsa bebeklerin doğum haftaları, doğum kiloları, doğum şekli, eylem ve doğum sırasında yaşanan özellikler değerlendirilir.

Eğer daha önceden tekrarlayan düşükler, sakat ya da ölü doğumlar varsa yeniden hamile kalmadan önce bunların nedenlerinin araştırılması ve gerekiyorsa tedavi edilmesi gerekecektir.

Düzenli ya da düzensiz kullanılan ilaçlar hekim ile tartışılmalı, bunların ve bebeğe olan etkileri sorgulanmalıdır. Öte yandan alerji varlığı ve hangi maddelere karşı allerjik olunduğu da önemlidir.

Hamile Adayına Yapılacak Laboratuar İncelemeleri

– Kan grubu

– Tam kan sayımı

– Tam idrar tahlili

– Açlık kan şekeri,üre,kreatinin,AST,ALT

– TSH

– TORCH (toxoplazma, rubella,cytomegalovirus, herpesvirus antikorları)

– Hepatit B antijen ve antikor

– Varicella Zoster ( suçiçeği) antikor

Bu tetkiklerin hamilelikten 3 ay önce yapılmasındaki amaç aşı ile korunulabilecek hastalıklara karşı anne adayının direnç durumunu saptamak ve aşılama için zaman kazanmaktır.

Rubella (kızamıkçık), cytomegalovirus, hepatit B ve suçiçeği aşı ile direnç kazanılacak hastalıklardır. Özellikle rubella aşısı canlı zayıflatılmış virüs kullanılarak yapıldığından aşı sonrası 3 ay hamile kalınmamalıdır.

Kan grubu tayini ile eşler arasında Rh ve ABO uyuşmazlığı saptanır. TSH testi tiroid bezininçalışma durumu hakkında bilgi verir ve gerektiğinde hamilelik öncesi ilaç ile fonksiyonların düzeltilmesini sağlar.

Bu temel testlerin yanı sıra anamnez ve muayenenin gerektirebileceği ek tetkikler tamamlanarak gebe adayının mümkün olabilecek en uygun koşullarda korunmayı bırakması sağlanır.

Muayene Sonrası…

Tüm incelemeler yapıldıktan ve hamile kalmaya engel bir durum mevcut ise var olan patolojiler tedavi edilir. Hamile kalınmasını engelleyecek tüm sorunların giderilmesiyle birlikte anne adayına hamile kalabilmesi için dikkat etmesi gerekenler sıralanır.

Öneriler

– 3 ay öncesinden folik asit almaya başlayın: Öncelikle hamile kalmayı planlayan bir bayan 3 ay öncesinden günde 400 microgram folik asit almaya başlamalıdır.

Bu miktar dünya sağlık örgütünce önerilen miktar olup oluşacak bebeğin beyin-omurilik sakatlıkları riskini azalttığı bilinmektedir. Özel bir durum olmadıkça bunun dışında alınması gereken herhangi bir ilaç yoktur.

Sağlık taraması yaptırın: Hamileliğin ilerleyen aylarında diş ve dişeti üzerindeki olumsuz etkileri iyi bilinmektedir. Bu nedenle hamile kalmayı planlayan bir bayan diş kontrolünü ihmal etmemeli, var olan diş sorunları hamilelik öncesinde giderilmelidir.

Hamilelik sırasında da düzenli diş kontrolleri yapılmalıdır. Yine hamileliğin ilerleyen aylarında anne adayını en çok rahatsız edebilecek sorunlar arasında hemoroid ( basur) ve anal fiisür ( makat yırtığı) vardır. Hamilelik öncesinde bu tür sorunlar yaşayan anne adaylarının hamile kalmadan önce bu hastalıklarının tedavisini tamamlamış olmaları önerilmektedir.

– İlaç kullanımına ve röntgen film çekimine dikkat edin: Hamilelik planlayan bir bayan korunmayı bıraktığı adet döneminden itibaren ilaç kullanımı ve röntgen filmi çekimi konusunda azami dikkat göstermelidir.

 Erken gebelik döneminde bazı ilaçlar ve röntgen ışınlarına maruz kalmak düşük, özürlü bebek, düşük doğum ağırlıklı bebek gibi pek çok soruna yol açmaktadır. Korunmayan bir bayan çok zorunlu durumlarda karın bölgesinin özel bir örtü ile örtülmesinden sonra diş, kol, bacak, kafa ve akciğer filmi çektirebilir.

Günümüzde giderek yaygınlaşan MR ( Magnetic Resonans) tekniği ile fetus üzerinde bilinen herhangi bir risk oluşturmaksızın radyolojik inceleme yapmak mümkün olmaktadır.

– Fazla kilolarınızdan kurtulun: Kilo fazlalığı varsa bunları vermek için en iyi dönem gebelik öncesidir. Bayanlarda ortalama ideal vücut kitle indeksi (BMI) 20-25 arasındadır.

Gebelik öncesi bu sınırlar içerisinde olan ya da en azından yakınında olan bayanların gebelikte kilo kontrolü ve kilo sorunlarına bağlı komplikasyon oranları daha az olmaktadır.

– Sigara içiyorsanız bırakın: Sigara içen gebelerin bebekleri düşük doğum ağırlıklı olabilmekte, bu kadınlarda düşük ya da erken doğum daha sık görülmektedir. Ayrıca gebe kalma şansını azaltmaktadır. Bu nedenle gebelik öncesi ya da sırasında kesinlikle sigara içilmemelidir.

– Alkol tüketiyorsanız bırakın: Yine aynı şekilde alkol de gebe kalma şansını azaltan faktörler arasındadır. Anne karnında alkole maruz kalan bebeklerde uzun dönemde zeka gerilikleri, öğrenme bozuklukları, davranış bozuklukları görülebilir.

– Doğal besinlere yönelin: Hamilelikte olduğu gibi hamile kalmaya karar verildiğinde de beslenme son derece önemlidir. Suni tatlandırıcılar, kafein gibi pek çok maddenin kullanımı azaltılmalıdır. Doğal besinlerin tüketilmesine dikkat edilmelidir.

Bu yazı toplamda 1894, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Share

Çocuklarla sağlıklı iletişim için..

Yazar Swan | 29.12.2007 | Kategori Sağlık

 Çocuklarla sağlıklı iletişim için..

Anne-baba ve çocuk arasındaki iletişim yalnızca bilgi alışverişi anlamına gelmez. Bu ilişkide, aynı zamanda karşılıklı duygu ve düşüncelerin aktarımı da söz konusudur. İletişim denilince çoğu insanın aklına konuşmak gelir. Oysa ki burada konuşmaktan daha önemli olan ve belki de en zor öğrenilen şey dinlemektir.

Anne-baba ve çocuk arasındaki iletişimin ilk temelleri bebeklik döneminde atılır. Bebeğin kendilerine gülümsediğini gören anne ve baba da ona gülümseyerek ve konuşarak karşılık verirler. Bu bebeği daha da mutlu eder.

İyi gözlemci olan ve bebeğin diyalog isteğini fark eden anne-babalar bu konuda daha başarılı olurlar. Anne-baba ve çocuk arasındaki mesaj alışverişi yalnız konuşulan sözcüklerle sınırlı kalmaz, onların ötesinde anlamlar taşır. Karşılıklı bilgi alışverişinden başka duyguları da paylaşırlar ve birbirlerine destek olurlar.

İyi iletişim kurmayı başarabilen aileler yaşamlarındaki acı-tatlı tüm olayları ve sorunları paylaşmayı bilen ailelerdir. İyi iletişim kurmak için çocukla yalnızca konuşmak yetmez; aynı zamanda, ona hareketlerle duyguların da hissettirilmesi, yani vücut dilinin de kullanılması gerekir. Bu da zamanla öğrenilebilen bir durumdur.

Çocuk, iletişimi de genellikle anne-babadan öğrenir. Kendi anne ve babası küçükken ona nasıl davrandılarsa, onlar da çocuklarına genellikle benzer biçimde davranırlar. Ancak ne yazık ki, çoğu zaman anne-babaların çocuklarına bu konuda iyi bir örnek olabildiklerini söylemek zordur.

Anne-baba belirli aralıklarla çocuklarıyla kurdukları iletişimi değerlendirmeli ve özeleştiri yapmalıdır. Kendi anne-babalarının olumlu ve olumsuz yönlerini anımsamalı ve bunların kendileri üzerindeki yansımasını bulmaya çalışmalıdır.

Böylelikle karşısındakini dinlememe ve yapıcı değil kırıcı tarzda eleştirme gibi kötü huylarını daha kolaylıkla bırakabilir. Eğer bu yapılabilirse anne-babalar çocuklarıyla daha iyi bir iletişim kurmakla kalmaz, aynı zamanda onlara iyi bir örnek de olurlar.

Anne-babanın okul çağındaki çocuklarıyla iletişiminde çok sık yaptığı bazı hatalar vardır.

Aşağıda bu hatalardan bazı örnekler verilmiştir:

Emrivaki konuşmak (Bunu söylediğim gibi yapacaksın, yoksa…)

Ders vermek (Ben çocukken senin yaptığın işin iki katını yapardım.)

Eleştirmek (Bugün her şeyi berbat yapıyorsun.)
Alay etmek (Bu yaptığın çok aptalca bir şeydi.)
Küçük düşürmek (Senin yaşındaki bir çocuğun bunu bilmesi gerekir.)

Çocukla iletişim kurarken ona olumlu bir bakış açısıyla yaklaşılmalı ve gerektiğinde onurlandırılmalıdır. Örneğin, “Bugünkü matematik ödevlerini çok güzel çözdün.” gibi takdir söylemleri kullanılabilir. Ancak bunu yaparken, anne-baba onu ‘kendi görmek istediği biçimde davrandı’ diye yapmamalıdır. Onun etkinliklerine çok karışmadan, onu olduğu gibi kabul ettiğini göstermelidirler. Örneğin, resim yapmakta olan bir çocuğa hangi boyaları karıştıracağını göstermek yerine, karışmadan onu izlemek çocukta doğru şeyler yaptığı hissi uyandıracaktır.

İyi bir iletişimin koşulu: Dinlemesini bilmek

Çocukla iyi bir iletişim kurabilmek için ondan gerekli mesajların alınması gerekir. Bu da ancak dinlemekle sağlanır. Anne-baba iyi bir dinleyici olabilirse çocuk için de iyi bir model oluşturacaktır.

Aktif dinleme, iletişimin önemli bir parçası olup, iletişim kanallarının açık tutulmasıdır. Bir başka deyişle, anne-babanın çocuğun duygu ve düşüncelerini söyleme isteğini fark etmesi ve onu dinlemeye hazır olduğunu belirtmesi anlamındadır.

Aktif bir dinleyici olmak için şunlara dikkat edilmelidir:

Dinlemeye yeterince zaman ayrılmalıdır. Çevrede dikkati dağıtacak etmen olmamalıdır. Akşam yemeği sırasında ya da yatmadan önce genellikle konuşma için en uygun zamanlardır.

Anne-baba konuşma sırasında kendi düşüncelerini bir kenara bırakıp çocuktan gerekli mesajları almaya çaba göstermelidir. Bunun için tüm dikkatlerini ona vermeli, kendilerini bir an için onun yerine koyarak onun hissettiklerini anlamaya çalışmalı ve onun düşüncelerine değer verdiklerini hissettirmelidirler.

Çocuğu dikkatle dinleyip onu anladıktan sonra, biraz daha yumuşak bir söylemle aynı şeylerin çocuğa yinelenmesine yansıtmalı dinleme yöntemi denir. Fakat, bu çocuğun söylediklerini papağan gibi yinelemek biçiminde olmamalıdır.

 Çocuğun söylediği şeylerin her zaman tam ve doğru mesajlar olmayabileceği ve bunların altında yatan değişik korku ve endişelerin olabileceği akılda tutulmalıdır. Bu duyguları sözcüklerle belirtmek için konuşma arasına girilerek “sanki bana biraz korkmuşsun… üzgünsün… kızgınsın … gibi geldi”
gibi cümlelerle altta yatan duygular öğrenilebilir.

Çocukla konuşurken göz teması çok önemlidir. Onun söylediklerine ilgi gösterildiğini belirtmek için arada bir baş sallayarak onaylamak ya da “evet.. anlıyorum… yaaa” gibi karşılıklar vermek çocuğun konuşmasını sürdürmesini destekleyecektir.
Anne-babalar kendi beklentileri ya da düşüncelerine uymasa bile çocuğun konuşmasını kesmeden, sabırla ve eleştirmeden dinlemelidir.

Çocuğun karşılaştığı sorunları kendisinin çözmesi için ona fırsat tanımalı, bu yönde yüreklendirmeli, ancak uygun biçimde ona yol da göstermelidir.
Anne-baba aktif dinlemeyi öğrendikçe çocuğun duygularını daha iyi anlayabilecek ve aralarında sıcak bir köprü kurulacaktır.

Çocuk kendi sorunlarını kendisi çözdükçe, duygu ve davranışlarını daha iyi denetleyecek ve başkalarını da daha iyi dinlemesini öğrenecektir. Çocuk karşısındakini dinleme alışkanlığı kazandıkça, zaman zaman bu davranışı için güzel sözlerle onurlandırılmalı, hatta küçük hediyelerle ödüllendirilmelidir.

Anne-babanın kendisinin de aktif olarak dinleyip dinlemediğini anlamasına yarayan bazı ipuçları vardır. Eğer anne ya da baba konuşmadan sıkılmış, dikkati dağılmış, çocuk yerine başka yerlere bakıyor ya da çok zaman yitirdiğini düşünmeye başlamışsa o sırada aktif olarak dinlemiyor demektir.

Çocuklarla konuşma yöntemleri

Anne-baba çocukla konuşurken ona karşı yargılayıcı ve suçlayıcı olmamalı, olumlu bir diyalog kurmaya çalışmalıdır. Bu diyalog, çocuğun herhangi olumsuz bir davranışını düzeltirken “sen” mesajı yerine “ben” mesajı kullanılarak sağlanabilir. Aşağıda bir kaç “ben” mesajı örneği verilmiştir:

-Okurken daha çok sessizliğe gereksinimim var.

-Masamı en son kullanan toplamadığı için aradığım şeyleri bulamıyorum.

-Çok yorgunum, mutfağın toplanması için yardıma gereksinimim var.

“Ben” mesajları, aslında “sen” mesajları ile aynı şeyleri söylemesine karşın, tehdit içermediğinden, çocuk tarafından daha kolay kabul edilecektir. Böylece, örneğin babasına “sesimin seni rahatsız ettiğini fark etmedim” ya da annesine “yorgun olduğunu söylemen iyi oldu, sana yardım edeyim” gibi yanıtlar verecektir.

“Sen” mesajlarına örnek:

-Bir daha bunu sakın yapma.

-Beni çok kızdırıyorsun.

-Neden dikkat etmiyorsun?

Bu mesajlar daha bir çocuğa yönelik olduklarından, çocuk kendini savunmak zorunda hissedecek, o da benzer karşılıklar verecek ve böylece de etkili bir iletişim olanağı ortadan kalkacaktır.

Bundan daha da kötüsü çocuğu küçük düşürücü konuşma biçimidir. Eğer çocuğa sürekli olarak onun kötü, aptal ve düşüncesiz olduğu biçiminde mesajlar verilirse, yalnız çocukluk döneminde değil, belleğinde o biçiminde yer ettiği için sonra ki yıllarda bile birey kendini o biçiminde algılayabilir ve toplumla olan ilişkilerinde zorluklar yaşayabilir.

Doğal olarak, her çocuk “ben” mesajlarını başlangıçta algılamayabilir ve bu yöntem yararlı olmayabilir. Bu durumda bile, belki başka bir biçimde ya da daha değişik bir ses tonuyla, “ben” mesajları verilmesi sürdürülmelidir. Çocuğa bu mesajları algılaması için biraz zaman tanımalıdır.

Konuşurken ses tonunun verilmek istenen mesaja uygunluk göstermesi de çok önemlidir. Eğer anne ya da baba kendi sorunlarını konuşmaya yansıtırlarsa verilmek istenen mesaj tam algılanmayabilir.
Anne-baba, çocukların huylarına göre bazı ufak tefek değişiklikler olsa bile, bütün çocuklarına eşit davranmalı ve ayrım gözetmemelidir

Anne-baba ile çocuklar arasındaki iletişim bozukluğunun olası nedenleri

*Verilmek istenen mesaj anne-baba ya da çocuk tarafından yanlış algılanabilir.

*Anne-baba ile çocuğun huyları birbirleri ile uyuşmayabilir.

*Anne-babanın konuşma tarzı çocuğun öfkelenmesine ve tepki göstermesine neden olabilir.

Örneğin, ortaokul çocukları bazen anne ya da babalarının sürekli yargılayıcı ve emrivaki konuştuklarından, kendilerini hiç anlamadıklarından ve konuşmalarını ikide bir kestiklerinden yakınabilirler.

 Eğer böyle bir durum söz konusu ise, anne-babanın kendi konuşma tarzlarını da tarafsız olarak gözden geçirmesi ve dinlemesini öğrenmesi yararlı olacaktır. Yoksa çocuk bu konuşma biçimini başka kimden öğrenmiş olabilir?

*Çocukta kekemelik gibi düşüncelerini açıklamasına engel olan bir konuşma bozukluğu olabilir.

*Anne-baba ya da çocuğun zihnini meşgul eden düşünceler, endişeler ve stres iyi bir iletişim kurulmasını engelleyebilir.

*Konuşmak için uygun bir zaman ve yer seçilmemiş olabilir. Okuldan yorgun olarak gelmiş çocukla sorunları konuşmak yerine, çocuk yemek yedikten ve biraz dinlendikten sonra konuşmak çok daha yararlı olur.

*Konuşmak için kimsenin olmadığı, sakin bir yer seçilmelidir.

Sonuç ve Öneriler

“Çocuk uykuda sevilir” kuralını önceki kuşaklardan olan hemen herkes iyi bilir. Yoksa, çocuk şımarır ve babanın otoritesi sarsılır (!) Eski zamanlarda, çoğu ailede baba ile çocuk arasındaki diyalog (elçi!) anne tarafından sağlanırdı.

 Ülkemizin sanayi ülkesi olma yolundaki adımları, hızlı kentleşme ve medyanın önemli etkisi sonucunda eski büyük ailelerin yerini çekirdek aileler almakta, feodal dönemin özelliklerinden olan babanın mutlak otoritesinin sarsılması ile birlikte baba ile çocuk arasında da daha sıcak ilişkiler kurulmaktadır.

 Ama yine de çoğu ailede erişkinlere tanınan söz hakkı nedense bugün bile çocuktan esirgenmektedir. Birer anne-baba olarak çocukların bize saygılı davranmasını istiyorsak, bizim de onları saygıyla dinlememiz ve olayları bir de onların gözüyle bakarak onları anlamaya çalışmamız gerekir…

Bu yazı toplamda 1971, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Share

Deyimler Sözlüğü P-R-S-Ş

Yazar admin | 29.12.2007 | Kategori Eğitim

Pabucu dama atılmak: Kendisinden üstün birinin çıkmasıyla gözden düşmek, değer ve itibarını kaybetmek.”Yeni bir elektrikçi aldılar, desene Murat`ın pabucu dama atıldı.”
Pabucunu ters giydirmek: Güç bir duruma düşürerek telâşlandırmak, bu telâşla kaçmasına sebep olmak.”El oğlu bu, adama pabucunu ters giydirir, tetikte olmalı insan.”
Pabuç bırakmamak: Yılmamak, korkmayıp yapacağından vazgeçmemek.”Ben öyle olur olmaz insanlara pabuç bırakmam.”
Pabuç pahalı: Girişilen işin tehlikeli olduğunu anlatmak için kullanılır.”Baktı ki pabuç pahalı, hemen geri döndü.” devamı »

Bu yazı toplamda 3360, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Share

‘Hatırla Sevgili’deki Yaşar, benim!’

Yazar Swan | 29.12.2007 | Kategori Eğlence

 'Hatırla Sevgili'deki Yaşar, benim!'

Yazar Mümtaz’er Türköne, Hatırla Sevgili’nin senaryo danışmanlarından biri. Sağ görüşlü genci oynayan Yaşar’la ilgili sahnelerde senarist Nilgün Öneş’e diyalog önerilerinde bulunuyor. Ancak Yaşar’ın durumu, Türköne’nin gençliğine çok benziyor. Türköne, “Gençliğimde ben de militandım. Yaşar dünyanın fikirle değişeceğine inanan biri. İşte o benim.” diyor. devamı »

Bu yazı toplamda 2894, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Share

Dev şirketler 2008’de ne hedefliyor

Yazar Swan | 29.12.2007 | Kategori Ekonomi

Tüm zorluklara rağmen 2007’de hız kesmeyen, önde gelen Türk holdingleri, 2008’de de enerjiden gayrimenkul ve turizme kadar birçok sektörde iddialı projelere imza atmak istiyor.
Türkiye’nin önde gelen holdingleri, seçimler nedeniyle ekonomi adına büyük gelişmelerin olmadığı üstelik tüm dünya piyasalarını olumsuz etkileyen ABD’deki mortgage krizinin yaşandığı 2007 yılını hedeflerinin üzerinde rakamlarla kapatıyor. Koç, Sabancı, Zorlu, Doğuş, Ülker, Alarko, Sanko, Akkök gibi devlerin 2008 yılı planları da oldukça iddialı. 2008 yılında dünya piyasalarında büyük bir olumsuzluk yaşanmazsa Türkiye’de bir kriz beklentisi olmayan holdingler, yeni yılda özellikle gayrimenkul, turizm ve enerji sektörlerine odaklanacak. Yeni yatırım planları olan holdingler, bu yatırımlar sonucunda istihdamlarını da artırmayı planlıyor.

Koç Holding: Dünyanın ilk 100 şirketinden biri olacağız

Türkiye’nin toplam ihracatının yüzde 11’ini, tüm vergi ödemelerinin ise yüzde 12’sini gerçekleştiren Koç Holding şirketleri, iki seçimli 2007’de tüm zorluklara rağmen başarılı bir performans sergiledi. Topluluk olarak bütçe hedeflerini tutturduklarını ve hatta birçok göstergede hedeflerin üzerine çıktıklarını belirten Koç Holding CEO’su Bülent Bulgurlu, “Yıl sonu itibariyle kombine ciromuzun yüzde 11 artışla 56.4 milyar dolara ulaşmasını bekliyoruz. Konsolide ciromuz ise yüzde 12 artışla 38.6 milyar dolara çıkacak. İhracatını yüzde 14 artıran Koç Grubu’nun kârlılığının ise 4.7 milyar dolar olmasını bekliyoruz. Bu miktar 2006’ya göre yüzde 60 oranında bir artışı ifade ediyor” dedi. 2007’de 1.9 milyar dolar olan yatırım miktarlarının 2008’de daha yüksek olmasını beklediklerini anlatan Bulgurlu, önlerinde çok sayıda yatırım planı olduğunu ifade etti. Bulgurlu, “Şu anda dünyanın 190’ıncı büyük şirketiyiz. Hedefimiz 100. sırada olmak. Bunun için de 60 milyar dolar konsolide ciroyu geçmemiz gerekiyor. Biz bunu geçebilecek potansiyele sahibiz” dedi.

Sabancı Holding: Gündemimizde nükleer enerji ve Migros var

2007’yi başarılı bir yıl olarak geride bırakan Sabancı Holding’in 2008 yılı gündeminde iki önemli proje var. Bunlardan biri Migros’un satın alınması diğeri de nükleer enerji santralı. “Türkiye ile ilgili olan beklentiler çerçevesinde Sabancı Holding’in de bundan sonraki 10 senesini çok olumlu görüyorum” diyen Sabancı Holding CEO’su Ahmet Dördüncü, kişi başına geliri 10 bin doları geçen, sınırları açılmış, daha çok global olmuş, çevresiyle uyum içinde olan bir Türkiye’de, gücünü oradan alan bir Sabancı Grubu’nun çok daha kuvvetli olacağını ifade etti. Son dört yılda ortalama yüzde 23 büyüdüklerini kaydeden Dördüncü, bundan sonraki beş yıl içinde de büyüme dilimlerini yüzde 20’lerin üzerinde tutmayı hedeflediklerini açıkladı. Çalışan sayılarının şu anda 50 bin civarında olduğuna dikkat çeken Dördüncü, “Yapacağımız satın almalarla bu daha da artabilir. Mesela Migros’u alacak olsak 18-20 bin kişi gelir” dedi. Nükleer enerji santralı konusunda çok iddialı olduklarını vurgulayan Dördüncü, “Eğer Türkiye’de nükleer santral yapılacaksa, bu işi ciddi olarak en iyi biz yaparız” diye konuştu.

Doğuş Holding: Gayrimenkul sektöründe büyük atılım planlıyoruz

Tüm grup şirketlerinde 2007’yi başarılı bir yıl olarak geçiren Doğuş Holding, 2008’de turizm, gayrimenkul ve enerji sektörlerindeki yatırımlarıyla adından söz ettirecek. 2008’de Garanti Bankası ile özellikle kredilerdeki iddialarını sürdüreceklerini belirten Doğuş Holding CEO’su Hüsnü Akhan, otomotivde Meiller ve Krone ile başlattıkları üretim projelerini hayata geçirmeyi hedeflediklerini söyledi. 2008’de TÜVTÜRK’teki ortaklarıyla beraber Türkiye genelinde 189 araç muayene istasyonu kuracaklarını belirten Akhan, büyümeyi planladıkları sektörlerin başında gelen turizmde mevcut işletmelerini yenileyeceklerini, Dalaman Marinası’nın yatırımına başlayacaklarını ve bu sektöre 3 yılda 200 milyon dolarlık yatırım yapacaklarını söyledi. Gayrimenkul sektörünün önümüzdeki dönemde büyük atılım yapmayı planladıkları bir sektör olduğunu vurgulayan Akhan, Türkiye’deki büyük enerji projelerine de talip olduklarını kaydetti.

Ülker Grubu:  Planımız 2008’in ortasında halka açılmak

Belçikalı lüks çikolata markası Godiva’yı 850 milyon dolara alarak 2007’nin son günlerinde büyük bir atak yapan Ülker Şirketler Grubu, yılı hedeflerini tutturarak kapatıyor. Bu yıl cirosunu hedeflediği gibi yüzde 10-15 oranında artıracak olan Ülker, Mısır ve Pakistan yatırımlarını 2008’in ilk çeyreğinde üretime alacak. Ülker Şirketler Topluluğu Basın Sözcüsü Metin Yurdagül, İstanbul Topkapı’da 50 milyon dolara mal olan çikolata fabrikasını yılın ilk ayında devreye alacaklarını söyledi. Ülker Çikolata’nın halka arzını 2008’in ilk yarısında gerçekleştirmeyi planladıklarını kaydeden Yurdagül, Fresh Kek, Anadolu Gıda Sanayi ve İdeal Gıda şirketlerinin İdeal Kek adı altında birleştirilmesi kararı alındığını hatırlatarak birleşmeyle ortaya çıkacak yeni şirketi de 2008 içinde halka açmayı plandıklarını kaydetti. 2008’de inovatif ürünlerle yurtiçi ve yurtdışı piyasalarda fark yaratmayı hedeflediklerini belirten Yurdagül, yeni ürünlerle tüketicilerinin karşısına çıkmaya devam edeceklerini söyledi.

Zorlu Holding: Vestel ile LCD’nin bir numarası olmayı hedefliyor

Bu yıl pek çok alanda yeni teknoloji yatırımı yapan Zorlu Holding, sektöründe yedi yıldır ihracat şampiyonu olan şirketi Vestel’in Manisa’daki endüstri kompleksinde Intel işbirliği ile dizüstü bilgisayar fabrikasını faaliyete geçirdi. Vestel ile Avrupa LCD TV pazarında 2010’da pazar lideri olmayı hedefleyen Zorlu, beyaz eşya devi Whirlpool ile stratejik işbirliği için niyet mektubu imzaladı. Enerjide yurtiçinde doğalgaz arama çalışmalarına 30 milyon dolara yakın kaynak aktaran Zorlu, TPAO ile günde 700 bin metreküp olan doğalgaz üretimini 1 milyon metreküpe çıkarmayı hedefliyor. Zorlu Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Nazif Zorlu, yenilenebilir enerji konusunda yatırımlara da ağırlık verdiklerini, Osmaniye’de hazırlığı süren projenin 135 MW’lik kurulu gücü ile Türkiye’nin en büyük rüzgâr enerji santralı olacağını söyledi. Tekstil Grubu’ndaki Zorlu Linen, Korteks Perde ve Zorluteks pazarlama şirketlerini birleştirerek Zorluteks Tekstil’i oluşturduklarını söyleyen Zorlu, “Tekstil Grubu bütçesini 2008’de 770 milyon dolara çektik” dedi. Zorlu, bu yıl satın aldığı Karayolları arazisindeki Zorlu Center’ın proje yarışmasının ise hâlâ sürdüğünü söyledi. 

Alarko Holding: Enerji ve turizm sektörleri önceliğimiz olacak

Turizm, enerji, taahhüt, arazi geliştirme, gıda ve gayrimenkul sektörlerinde faaliyet gösteren Türkiye’nin en büyük kuruluşlarından biri olan Alarko Holding, 2008’de enerji ve turizm sektörlerine odaklanacak. Grup şirketlerinin 2007’yi çok iyi geçirdiğini ifade eden Alarko Holding Genel Koordinatörü Ayhan Yavrucu, turizm, taahhüt, arazi geliştirme ve gıdada planladıklarının yüzde 6-7 üzerinde büyüdüklerini söyledi. 2008’de ise inşaat sektöründe bir duraklama beklediklerini ifade eden Yavrucu, “Çünkü arz fazlası çok. Bu nedenle bu sektörde 2008’e ilişkin hedeflerimizi oluştururken daha tedbirli davrandık. Ama diğer sektörlerimizde çok umutluyuz. 2008’de özellikle enerji ve turizm sektörlerine odaklanmayı planlıyoruz. Bu iki sektöre yönelik önemli yatırım projelerimiz var. Yurtdışı projelerimizde de ciddi artışlar olmasını planlıyoruz” diye konuştu. Enerji sektöründe 1.4 milyar dolarlık yatırım projeleri olduğunu açıklayan Yavrucu, turizmde ise İstanbul’da şehir otelciliği yapmak üzere bir otel yatırımlarının olacağını kaydetti.

Sanko Holding: Enerji ve çimento projelerini hayata geçireceğiz

Holding bünyesinde ağırlıklı olarak tekstil şirketlerini barındıran Sanko, bu yıl enerji ve çimento sektörüne yönelik yatırımlarını artırdı. Enerjide rüzgâr ve hidroelektrik santralları için başvurularda bulunan Sanko, Adana’da dört yılda tamamlanması öngörülen ve yaklaşık 500 milyon dolara mal olacak Yedigöze Hidroelektrik Santralı’nın inşaatına başladı. Burada 300 megavat elektrik enerjisi üretecek olan Sanko, değişik illerdeki hidrolektrik ve rüzgâr enerji santralları yatırımları çalışmalarını sürdürüyor. Sanko, çimento sektöründe ise Kahramanmaraş’ta 500 milyon dolara mal olan Türkiye’nin tek fırındaki en büyük kapasitesine sahip işletmesini kurdu ve deneme üretimine başladı. Sanko Holding Yönetim Kurulu Başkanı Abdülkadir Konukoğlu, gelecek yıl enerji ve çimento sektörlerine yoğunlaşıp bu alandaki projeleri hayata geçireceklerini söyledi. Konukoğlu, hükümetin reel sektörü canlandırıcı ve istihdama dönük sektörleri destekleyen projelere imza atması halinde ise yatırımların daha da artacağının altını çizdi.

Akkök Grubu: Enerjide yakaladığımız ivmeyi sürdüreceğiz 

Kimya, enerji, tekstil, gayrimenkul ve liman yönetimi sektörlerinde faaliyet gösteren Akkök Grubu, 2008 yılında da Türkiye ekonomisinin büyüme hızına paralel bir büyüme göstermeyi planlıyor. Dünyanın tek çatı altındaki en büyük akrilik elyaf üreticisi olan grup şirketlerinden Aksa, 2009 yılından itibaren karbon elyaf üretmek üzere yaptığı çalışmalarını 2008 yılında da sürdürecek. 2010 yılında pazar büyüklüğü 40.000 ton/yılı aşması beklenen bu özel elyafın üreticileri arasına girmeye hazırlanan Aksa, 2009 yılının ilk çeyreğinden itibaren 1.500 ton/yıl karbon elyaf satmayı planlıyor. Enerji sektöründe doğalgaz santralları ve hidroelektrik santralları ile sektörün öncü şirketlerinden Akenerji’yi bünyesinde bulunduran Akkök Grubu, gayrimenkulde ise Akmerkez’in ortakları arasında yer alıyor. Akkök Grubu CEO’su Mehmet Ali Berkman, bu yıl özellikle enerji sektöründe yakaladıkları ivmeyi 2008 yılında da sürdürmeyi hedeflediklerini söyledi.

Doğan Holding: Petrol Ofisi’ni bölgesel güç yapacak 

1950’lerde ana faaliyet alanı ticaret olan küçük bir şirketle yola çıkan Doğan Grubu, hızla gelişerek Türkiye’nin en büyük ve mali açıdan en güçlü üç grubundan biri haline geldi. Bünyesinde Doğan Şirketler Grubu Holding ve Doğan Yayın Holding olmak üzere iki büyük holding barından Doğan Holding’in istihdamı 2007 itibari ile 11 bini geçerken, yılın ilk 9 ayındaki net kârı ise 357 milyon YTL oldu. Güçlü mali yapısı ve kaliteli insan kaynağı ile Avrupa, Orta Asya ve Orta Doğu’da bölgesel oyuncu olmayı planlayan Doğan Holding, bu kapsamda son birkaç yılda gerçekleştirdiği satın alma ve şirket satışları ile bu yolda önemli adımlar attı. Tekel’in sigara bölümünün özelleştirme ihalesine Citi Venture Capital International Limited ile birlikte girme kararı alan Doğan Holding’in 2008 planları arasında grup şirketlerinden Petrol Ofisi’nin Ceyhan’da kurmayı planladığı rafineri de var. Daha önce verdiği bir röportajda Petrol Ofisi ’ni bölgesel güç yapmayı hedeflediklerini belirten Doğan Holding CEO’su Nebil İlseven, Tekel Sigara’nın özelleştirilmesi konusunda katma değer yaratabileceklerine inandıklarını kaydetmişti. 
2008 yılında yatırımlar dışında holdinglerin gündemindeki en önemli konulardan biri de inovasyon olacak. Yeni ürün geliştirme konusunda yatırımlar yapacak olan holdingler, bu ürünlerle yurtiçi ve yurtdışında fark yaratarak, rekabette üstünlük sağlamayı planlıyor. Holding yöneticilerinin hükümetten en önemli talebi ise siyasi istikrarın devamının sağlanması ve yapısal reformların yılın ilk yarısında hayata geçirilmesi.

Bu yazı toplamda 1991, bugün ise 1 kez görüntülenmiş

Share

EPDK doğalgaz fiyatını serbest bıraktı

Yazar Swan | 29.12.2007 | Kategori Ekonomi

EPDK doğalgaz fiyatını serbest bıraktı

Türkiye 2008 yılında elektrikte otomatik fiyatlandırmaya geçmeye hazırlanırken, Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu sürpriz bir kararla, doğal gazın toptan satışı ile LNG satış fiyatlarını serbest bıraktı.

Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu’nun açıkladığı karara göre, toptan satış yapan doğal gaz ve Sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) firmaları EPDK’ya başvurmadan, tamamen serbest kurallar içinde, istedikleri fiyatlardan gaz ve LNG satışı yapabilecekler.

EPDK önceki gün aldığı kararla, doğal gaz toptan satışı ile LNG satışında üst sınırı belirleyen ve 2002 yılından beri yürürlükte olan ‘fiyat formüllerini’ yürürlükten kaldırdı. Böylece 2008 yılından itibaren doğal gaz ve LNG fiyatları, alıcı ve satıcılar arasında serbestçe belirlenecek.

DOĞAL GAZLA ELEKTRİK ÜRETEN SANTRALLARI YAKINDAN İLGİLENDİRİYOR

Bu durum ise doğal gazla elektrik üreten santralları yakından ilgilendiriyor. Serbest fiyatlandırma ortamında gaz almaları, maliyetlerini etkileyecek. Daha önce toptan satış fiyatları doğal gazın ağırlıklı alım fiyatı ile döviz kurundaki değişimlere göre belirleniyordu. EPDK 2007 yılında Ocak ayında toptan satış için metre küpte 0,440 YTL civarında bir üst sınır fiyatı belirlemişti. EPDK 2008 yılı için daha önce tavan fiyat belirlediği LNG için de fiyatlarını da serbest bıraktı. LNG piyasasında 11 firma ve 4 milyar metre küplük bir hacim bulunuyor. Kurulun bu kararında toptan satış ve LNG alanında özel şirketlerin sayısının artmış olması etkili oldu.

-ÇOKLU PİYASA SERBEST FİYAT GETİRECEK-

Bu arada 2008 yılında, yerli doğal gazın satışını yapan TPAO ve Aksa şirketlerinin yanı sıra BOTAŞ’ın yaptığı kontrat devirleri kapsamında 4 milyar metre küplük özel sektör gazı piyasaya girmesi bekleniyor. Böylece doğal gaz ithalatını BOTAŞ’ın yanı sıra Shell Enerji, Bosphorus Gaz, Enerco Enerji ve Avrasya Gaz yapacak. Bu kapsamda Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu tarafından 2008 yılı toptan satış fiyatlarının taraflar arasında serbestçe belirlenmesine yönelik bir düzenleme yapılarak, ”piyasanın kendi dinamiklerinin harekete geçmesinin sağlanması” amaçlandı.

Ancak EPDK düzenleyici kurum olarak, piyasaya yeni oyuncuların katılmasının rekabetin oluşması için ön koşul olmakla beraber yeterli koşul olmadığı bilincinden hareketle, toptan satış faaliyeti alanında izleme ve denetim mekanizmasını en sıkı şekilde işletecek.

Piyasada aksaklık veya fiyatlarda rekabetçi yapıdan sapmalar ortaya çıkması durumunda, 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanununun 5/A maddesinin (f) bendinde yer alan ”Doğal Gaz Piyasası içerisinde rekabetin hiç veya yeterince oluşmadığı alanlarda, fiyat ve tarife teşekkülüne ilişkin usul ve esasları düzenlemek” ve Doğal Gaz Piyasası Tarifeler Yönetmeliğinin hükümleri uyarınca gerekli düzenlemeler yapılabilecek.

(aa)

Bu yazı toplamda 2224, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Share

Tatlıses’in hacizli malları satışa çıkıyor

Yazar Swan | 29.12.2007 | Kategori Ekonomi

Tatlıses'in hacizli malları satışa çıkıyor

Doğtaş Mobilya Yönetim Kurulu Başkanı Davut Doğan, “İbrahim Tatlıses’ten şu anda ana para, faiz ve haciz masrafları olmak üzere toplam 2.5 milyon YTL alacağımız var. Mallarının satış süreci başladı. İcralık olan yerleri devlet hacizli olarak satılacak ve Doğtaş olarak biz de paramızı tahsil etmiş olacağız” dedi. devamı »

Bu yazı toplamda 2038, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Share